Bir evde bir doğum olmuşsa eğer, o evde doğum anında duyulan coşku ertesi gün ve ertesi günlerde daha da artarak devam eder.
Oysa bir evde ya da ortamda bir doğum günü kutlanıyorsa eğer kutlamanın yapıldığı gün yaşanılan coşku, ertesi günü bile beklemeden kutlamanın son saatlerinden başlayarak yerini adı bilinen ama söylenemeyen bir hüzne terk eder. Yani doğum günü ertesi ile, doğum günü kutlamanın ertesi gününde mutlak bir renk farkı vardır.
Bu hüzün, kutlama pastasında söndürülen mum sayısı ile birinci dereceden ilintili değildir. Daha çok geride kalanlara, yaşananlara 'keşke' bindirmeleri, ileride duran ve yaşanacak olanlara ise 'acaba' giydirmeleridir bu hüznün nedeni..
'Keşke'ler, sınırları belli bir geçmiş çerçevesi içinde, hangi köşeye saklanırlarsa saklansınlar kolayca ele geçirilebileceklerinden, üstlerine yapılacak bindirmeler de o derece kolay ve kat-kat olur. 'Acaba'lar da ise durum bu kadar kolay değildir. Onların, sınırları hiç belli olmayan gelecek çerçevesi içinde hangi köşeden gözleri pörtlemiş bir korku simgesi ya da çapkın göz süzüşlü bir iştah şurubu olarak karşımıza çıkacağını bilemeyiz.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta