Nilüfer sabahları zamanı
Harikaların mucizesi bahçede
Sıcak bakışlarından kaçamam
Takılır gözlerin kahverengi
Kelebekler uçar koynundan
Düşer sevdam derine
Ekmek davası bu
Açlık davası
Sanma ki zahmetsiz
Helalleşirsin evden çıkmadan
Al yanaklınla
Koklarsın beşikteki ciğerini
Günler ardı ardına bütün ağırlığıyla
Tek başımıza uçurumdan aşağı düşüyoruz
Yaralıdır tüm yürekler, dağlanmış
Bir nefes, bir mahkûm ziyareti, bir tadımlık
Karşı duruş, bir itiraz zamana
Masa lazım hepimize, tutunacağımız,
İkizköy adı derler
Bilesin tüm Anadolu köyleri
Kurdun, kuşun ve komşuların yuvası
Buram buram sarar boylarınca, çam, ardıç, zeytin kokusu
“ve elleri kelepçede”
Vatanın neresi diye sorarlarsa
SÜRÜ
Yaşıyoruz ya, yoksulluk kallavi
Boylu boyunca sarar adamı,
Yüzünün yanığından, çatlak topuğuna kadar
Bebelerimizin saçlarında bitler oynar,
Günda kaç kez terleyip kuruyan
Her şeyi yazdılar,
Kıyısında beklerken
Mor gecelerde denizin dalgalarını,
Bıyıkları buz tutmuş
Issız karlı dağları,
Sabah güneşinde
Yaz sabahı serinliği
Dinlerken ruhunun eşsiz melodilerini
Belki, alır götürür seni
Yunusların neşesi
Uzak lacivert denizlere,
Belki, rüzgar yurdu
Bugün güneş başkentten ayrıldı
Kış tanrısı Fornjot’un davudi sesi çınlattı boydan boya
Döküldü yapraklar, kitaplar, giz hatıraları
Caddeler Chara Çölü kadar yalnız
Ve griye döndü ufuk, bulanık, puslu
Soğuk, güneşin gidişini planlayan
Yokluklar sonsuzluğunda
Siyah siyah
Mavi kırmızı
Karşı karşıya...
Büküldüler
Işık ışığı kırdı
Sümer tabletlerinde, İnanna’nın Dumuzi’ye
Çivilerle kazınmış destandır aşkı,
Kıskandırır beni, imrenirim
Çağlara sığmayan toprak kokulu sevdalara
İnsanız düşeriz biz de mutlaka,
Aşk bir Amazon yağmurudur




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!