Erdem Çeliker Şiirleri

6

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Erdem Çeliker

Önceleri ve şimdi…

Doğanın diyalektiği her şeye hükmediyor. Sorun sadece galaksiler, pulsarlar, nebulalar ve bilmem başka neler değil. Sorun kara enerji olmadığı gibi kara madde de değil, kara delik de…

Doğanın diyalektiği her yerde ve her anda kendini gösteriyor: Süpernovalar da buna kanıttır, nötrinolar da…

Devamını Oku
Erdem Çeliker

DİL: Fiziksel bir kökene ve yapıya sahip sosyal bir fenomen olan dil, en genel ifadeyle, iletmemizi ve anlamamızı / öğrenmemizi sağlayan bir işaretler sistemidir. Sosyal üretim ile aynı anda başlamış ve onun ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir ama aynı anda başlayan ve ayrılmaz bir parça haline gelen fenomenlerden bir diğerinin "Düşünce" olduğunu da biliyoruz. Çünkü dil, düşüncenin varlığının değişik bir formudur ancak "Dil-Düşünce Diyalektiği" tamamen farklı ve biraz geniş konu olduğu için belirterek geçmek istedim. Dil, önceleri sadece insanlar arasında (ve çok az olarak insanlarla hayvanlar arasında) bir ilişkiyi gerçekleştirirken, şimdi, bilim ve teknolojinin ilerlemesinin bir sonucu olarak: İnsanla insan, insanla hayvan, insanla makine ve hayvanla hayvan arasındaki ilişkiyi sağlıyor.(1)

Bilindiği üzere doğal ve yapay olmak üzere iki dil vardır.(2) Günümüzde bir bilim haline gelen ve dünyadaki tüm dillerin eylemlerinin görüngülerini kendi yasaları doğrultusunda inceleyense, "Dilbilim"dir. Edebiyat bilimi ise, tüm ulusların devrimci veya karşı devrimci sanatsal edebiyatlarını inceleyerek biçimlerindeki ve içeriklerindeki doğal yasalılıkları ve belirleyici niteliklerini, özelliklerini açıklamaktır. Kolayca anlaşılacağı üzere Edebiyat Bilimi ile Dilbilim aynı zincirin ardışık iki halkası gibidir, birbirlerini etkileyişleri üst düzeydedir.

EDEBİYAT: Konu nesnesi sadece sanatsal edebiyat ile sınırlı olmayan; tersine, ister yazılı, ister sözlü / işitsel ve ister görsel olsun, dile dayalı, daha doğrusu dil zeminli sanatsal üretimin hepsi, Edebiyat biliminin konu nesneleridir. Tüm edebi eserler, kim tarafından yazılırsa yazılsın, genel bir kural olarak ilgili dilin sahibi halka ait olmuştur ve o eser o halkın belli bir "tarihsel kesitini" içerir. Bu da demektir ki, ilgili eseri inceleyen edebiyat biliminin tarihsel bir bilim olma durumu da söz konusudur. Kısaltarak söyleyecek olursam, Edebiyat Bilimi (sırası geldiğinde diğerleri de belirtilecektir) Tarih Bilimi'yle hem iç içelik, hem de "farklılık" ilişkisine sahiptir.

Devamını Oku
Erdem Çeliker

Yuhanna İncili'nin ilk cümlesi "Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı." diye başlar. Burada kastedilen "Söz", bizzat Tanrı'nın kendisiydi ve "Ol! demekle tüm evreni (bir anda) yaratışıydı!

Daha doğrusu inanırlar, Tanrı "OL! " der demez evrenin hemen olduğu sanır ancak birazcık okuyan biri bunun "hemen" olmadığını, Tanrı'nın tam altı günde yarattığını, yedinci gün olan Pazar gününde ise "dinlendiğini" biçimindedir.

Benzer ayetler Kur'an'da da var:

Devamını Oku
Erdem Çeliker

Doğanın yaptığı kimi şeyleri hiçbir sanatçı yapamaz; seyretmeye veya dinlemeye doyum olmaz. Öyle şeyler yapıyor ki, insanın hayran olması işten değil. Kimi zaman simetrik, kimi zaman iç içe geçmiş, "karışık" ama belli bir disiplin rotası ile yapılmış şeyler karşısında bu hayranlığımızı genel olarak şaşkınlıkla harmanlanmış bir gülümseyişle dışa vururuz fakat buna "sanat" diyemeyiz; çünkü sanat, sosyal bilinçli insan faaliyetinin gerçeklikleri artistik imajlar halinde yansıtması ve doğayı estetik olarak kavrama ve aktarma formudur. Durum böyle olunca, doğada da bilinç olmadığı için ne kadar güzel şeyler yaparsa yapsın, sanat diyemeyiz.

Varsa da, en azından, biz insanlar gibi bir bilince sahip değil.

Bunun dışında sanat dediğimiz kavram, "mutlak ruh / tanrı", "tanrısal ilham", "tümel irade" gibi kavramları kapı dışarı ettiği gibi, sanatçının bilinçaltının veya "duygularının" bir ürünü olduğu iddiasını da sanat diyemeyiz! Bundan dolayı yukarıdaki tanımlamaya bağlı olarak yapılan sanat eserlerinin güzelliklerini ortaya çıkarmak / anlamak / görmek için BİÇİM, BİÇİMLENEN İÇERİK ve İŞLEV'in birbirine uyumluluğu ve oranlarına dikkat etmek gerekmektedir.

Devamını Oku
Erdem Çeliker

Edebiyat, aynı anda hem bilim hem de sanat olması nedeniyle sosyal bilimlerin en entelektüel atmosferini oluşturur ve düşünceme göre diğer sosyal bilimlerin de bir anlamıyla kurnasıdır; edebiyattan su içerler!

Entelektüalizmi nedeniyle kendi içinde de birçok "Ana Bilim / Sanat" dalına ayrılmıştır; örneğin "Roman" dalında polisiyeden maceraya, aşktan sosyal sorunlara, felsefeden futbola kadar her şeyi konu edinerek yazabilirsiniz. Sanatsal olarak ise, artistik ve estetik imajlarla zenginleştirilip sahnelenen tiyatrodan sinemaya, resimden folklorik eserlere kadar her çalışmayı yapabilirsiniz, çünkü edebiyatın bilimlerle de genelde doğrudan bir bağlantısı vardır ve karşılıklı beslenirler.

Şiir ise bambaşka bir beladır! Ne altı sakal, ne üstü bıyıktır; tersine, altı da, üstü de, sağı da, solu da dolu dolu edebiyattır! Müzikaliteden imge ve betimlemeye, dizelerdeki sözcüklerin seçiminden dizeler arası geçişlere kadar ruhun dipsiz derinliklerinde kulaç sallanmalıdır.

Devamını Oku
Erdem Çeliker

Sorsan, Atatürkçü olduğunu(!) söyler ama zerre kadar bir araştırması olmamıştır; boş verelim Nutuk'u okuyup anlamasını, O'nun Gençliğe Hitabı'nı bile bilmez! Kendisi, Türkiye'nin en tutarlı(!) Atatürkçüsüdür!

Sorsan, Müslüman olduğunu(!) söyler ama zerre kadar bir araştırması olmamıştır; boş verelim Kur'an'ı okuyup anlamasını, Muhammed'e atfedilen tek bir Hadis'i bile bilmez! Namaz kılıp, oruç tutmasa da, Türkiye'nin en tutarlı(!) Müslümanıdır!

Sorsan, milliyetçi olduğunu(!) söyler ama zerre kadar bir araştırması olmamıştır; boş verelim "Başbuğ"un "Dokuz Işık"ını okuyup anlamasını, başlıklarını bile bilmez! Ama öyle bilgili(!) bir ülkücüdür ki, Devlet Bahçeli'nin bir mitinginde, "Şehitler ölmez, vatan bölünmez! " ve "Kahrolsun PKK! " diye sloganlar bile atmıştır; o derece yani!

Devamını Oku