Kimin ormanı bu,sanırım bilirim
Evi köyde onun,görsem sevinirim
O benim burada durduğumu bilmeyecek
Karlar altındaki ormanını görmeyecek.
Küçük atım belli ki şaşkın
Sen Marco gemisinin kaptanı karaya çıktı
Deniz sessiz, gökyüzü alabildiğine açıktı.
Güvertede tayfalar iki dirhem bir çekirdek
Aşağı yukarı sabırla dolaşıyorlardı
Kıyıdaki kadınlar umutla bakıyorlardı.
Bir yol ayrılır gider bilmem sizin ülkeye
Biz çoktan burada kaldık,biz eski yabancı
Şu taş günlerdir sızlandı önümüz sıra
O taş eski yolda en eski yalancı.
Gel kuşan umutlarını çık sokağa
Bu yasa geçsin mi. Geçsin..
Evet, efendim..
Kilis vilayet olsun mu.Olsun..
Evet, efendim..
Anayasa, babayasa olsun mu.Olsun..
Evet,efendim…
Çoluk çocuk ağlaştık,
Duyduk ki Sibel öğretmen gidiyormuş,
Bizim Van’ın Ortaköy’den Bursa’ya
Atanmış, gidiyormuş…
Çoluk çocuk oturduk ağladık
7.Kalıcılık:
Kim dünyada bir eser bırakmadan gitmek ister? Böyle insanların sayısı çok mudur? Öyleyse insan bu dünyaya ne için gelir? Bu sorular felsefeyi ilgilendiren sorulardır ama aynı zamanda insanı ilgilendiren sorulardır. İnsanın kendisi kalıcı değildir, “Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti..” halk arasında yaygın olarak bilinen bir dizedir. Her gelen bakıp geçecek ama insanların bir bölümü kendileri gittikten sonra dünyada bir eserinin kalmasını isterler.Ünlü bir deyişe bakacak olursak.. “Dünyaya gelen her çocuk Allahın insanlardan ümidini kesmediğini gösterir, “ der. Ve insan dünyaya bir misyonu yerine getirmek için gelir. Kimileri bu sözü de alaya alabilirler.. “Misyonumuz filan yok bizim,” diyebilirler. Ama “İdealist” inançta olanlar, dünyada onları bir görevin beklediğinden emindirler. Ve bu görev dünyada ilelebet anılacak bir eser ortaya koymaktır.
Kimisi bu eseri, “Benim eserim çocuklarım; birisi mühendis, birisi doktor; birisi de avukat..Daha ne olsun..! ” diyebilir. Evet, onun eserleri çocuklarıdır. Kimi, yaptığı evlerle, köprülerle, anıt eserlerle anılmak ister..Her halde her meslek dalının kendine göre bir eser verme biçimi vardır. Sanatçılar da yaptığı heykeller, resimler,bestelediği şarkılarla anılmak isterler. Ama,herkese kolay gelen, her eli kalem tutanın kolayca eser verebileceğini sandığı bir alan daha vardır. Edebiyat. Ne diploma ister, ne de harç veya mala..Bir yazar veya şair asırlara dayanabilecek eserler yazma hayali güdebilir. “Bir şiir yazarım, dünyada değil ama, Türkiye’de beni tanımayan kimse kalmaz..” ümidiyle yazan nice şair vardır. Olanaklı mıdır? İşte Mehmet Akif Ersoy ve “İstiklal Marşı”, her sabah binlerce öğrenci bu marşla okula başlar, “güzel okuma yarışmaları” düzenlenir.. Ve bir şiir bir bayrağın yanında yurdun her yanında dalgalanır durur. Az şey mi bu..?
Renkli kumaşlar ısmarladım hintten,yemenden
Seni donattım kral yaptım oğul,
Sana kızlar aradım en seçkininden
Sayrılandığın zaman tüm analar gibi döğündüm
Bunları hiç kimse görmedi oğul.
Hele onlar sana acıyan insanlar
Yaylada
Kasuga yaylasında
Yer yer karların arasından
Yeni filizlenen,gülümseyen
Sivri, çimen yaprakları
Dışarda lapa lapa yağan kar
Bir yanda masal şiir, bir yanda acı getirir
Karşıdaki o eski eve bak hatırla
İçinde ne acılar birikir.
Bir yandan soğuk, bir yandan keder




-
Melaike Hüseyin
Tüm YorumlarGüzel bir manzara olmuş yine Hocam! Günlük gibi.
Hanımefendiye selamlar. İncir olacak da yenmeyecek mi Hocam! :-) Avrupada tane ile satılıyor şu incirler. Tanesi söylemesi ayıp, bidolar. Gurbetçim durur meyve tezgahı önünde, bakar şu memleketinden gelen teker teker kağıda sarılı, içi bal dışı ...