Uzun soluklanmalarla adımlanan yokuşlarda
Buz gibi korkuluklar tutar ellerini
Kar düşmüş zirveler gibi saçların
Gözlerin sis çökmüş vadi gibi derin
Tutulan ellerin an kadar ayrılmışken
İki de bir olmak
iki de bir atmaya başlayınca kalpler
kan karışır
iki nehrin denizde buluşması gibi
ısınır,çağlar gider delicesine
öyle tebessümler yayılırki yüzlere
Süphan ile Nemrut arası bir yerdi
eğilip de zirvesinden kar aldığım tepeler
bir tutam beyazlık bıraktı dudaklarıma
göğsüme aşk odunu düşürenler
Nuh'un gemisini emanet aldığında
Toprakta çatırtılar
Yol alıp gidiyor sular
Damarlardaki kan gibi;
Ağaç ayaklarından soluyor yaşamı
Belli ki bir doğumun heyecanı var.
Her şeyin bir kıyameti vardır
Gündüzün gece,geceninse gündüz
Suyun ki karada tükettiği zaman
Yağmurunki kızgın kumu öptüğü an.
İnsan ki kıyametine aynalar şahit
Hiçbir şehir, İstanbul gibi güzel kokmuyor
Ramazan akşamlarında,
Hiçbir şehir İstanbul gibi Ramazan kokmuyor
İftar saatlerinde,
Çok şehir dolaştım; lakin İstanbul başka
Eyüp, Üsküdar, Ayasofya manevi bir alem
Her insan bir âlemdir,her âlemse bir insan
Bir âlem taşıyor rahminde bir aziz insan.
Bir kar tanesi uçuşur
Salına salına rüzgarın kollarında
Serseri dalgalar gibi kayıtsız
Ama sessiz…
Belki uzun bir yoldan geliyordur
Katran karası gözlerinde
Masum çocuk bakışlı gece
Hüznün doldurmuş tüm boşluğu
Hafızasını yitirmiş zaman
Duvar diplerinde gölge gölge.
Boynumdan alnıma yayılan esinti gibi
Kırk yaşındayım
Bir şehadet yüklenmiş gibi tüm aynalar
Saçımdaki aklarım omuz başında,
Yüzümde yorgunluk yer bakıyor
Bir serhoş adımı gibi atılmış çizgiler
Bir zirve gibi sislenmekte bakışlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!