Gece şehire denizden gelir
önce altını yakar mavi dalgaların
sonra fenerlerini gözetleme kulelerinin
yakamoz denen ateş böceklerini salıverir
önce suyu aydınlatır, sonra yolunu
Üsküdar'dan Çamlıcaya ağır ağır tırmanırken
Gece sonlandırınca hükümranlığını gündüzün
şehrin en hareketli yeri olur
otobüs durakları,
saatlerce sürebilen bir yolculuk
sıcak, iç içe geçmiş bedenler
küfürler, bağrışmalar, gülümsemeler...
İstanbul sokaklarında ayak sesleri
seyrekleşir, karanlığın hükümranlığında
gecenin yeni sahipleri artık meydanlarda
fahişesi, tinercisi, arsızı, hırsızı, evsizi...
dilsiz, hafızasız gecede yarı özgür adımlar,
duyulmaz hengamesinde gündüzlerin.
Gidiyorsun
Beyaz bulutlar gibi zarif
Sabah rüzgarı gibi sessiz
Yeşil bir orman gidiyor gözlerinle
Sarı başak tarlalarından geçiyorsun
Gitme
Rüzgarda savrulur gibi
Uykudan fırlar gibi gitme
Birazdan karanlık kapımı çalacak
Perdesi olmayan oda gibi
Erimeye yüz tutmuş mum gibi
Bu nasıl bir sistem
bu nasıl bir ihtişamlı yapı ki
en parlak merceği gıpta ettirir
bir bakış ki içi ferahlatan
ardından delip geçen ok misali
rengarenk asılı iki yuvarlak
Gözlerim buğulanmış yine
Hayal meyal görüntüler,
Bir ışık huzmesi gözlerime taşır
Ebemkuşağının mavisini
Yeşil olur,sarı ve kırmızı
Yıldızlar uçuşur başımda
Gözyaşı, yüreğin sımsıcak sızıntısı
güneşte kalmış yosun ıslaklığında
Gönüllerden gözlere boncuksu;
ağırlığını en çok toprak hisseder
utancını yanak
bir anne gözünden düşmüşse eğer
Adını bilemediğim bir yalnızlık
Adını koyamadığım bir hasretlik
Dudaklarımdan dökülürken titreyen kelimelersin
Sen adı övülmüş efendimsin
Sen güllerin efendisi Ahmetsin,
Sen sevgililer sevgilisi Muhammedsin
Güneşin batım anında
koyu bir kızıllık sarar ufku,
masmavi gözleri ile deniz ve gök
dudakları rujlu bir kız;
bir yanı dumanlı sevda çeker
öbür yanı anafor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!