Martı acıktığı zaman
önce karın üstü iner suya
''Ey deniz! duy midemin çğlıklarını
sun artık nimetlerini'', der, hal diliyle
Ağaç susadığı zaman,
Hüzün,
Bir tren garında göründü
Geride kalanların gözlerindeydi
Sokak çocuğunun sarkmış dudaklarında.
Sevinç,
Gelip geçen yolcuların
Hikayelerini okurum
İs tutmuş sağır han duvarlarından;
Bozkırlarda başlayan
Kımız kokulu masalarda biten
At kişnemeleri doluyor kulaklarıma
Her güzel günün sonunda
karanlığın ağırlığı çökünce aydınlığa
içimi hafif bir ürperti sarar
ince bir esinti yalar geçer kulaklarımı
saçlarımı bir bilinmez el okşar
ve alemi seyre dalarım şehrin bir tepesinden.
Bîtaraf bir şey yoktur yaşamda;
nefes alıyorsa insan
yaşamdan taraftır,
ağlayan çocuğa uzanan el
merhamet ise,
ağlatılanın yüzünde
Salacakta bir bankta oturuyorum
yanımda, dünya tatlısı bir kadın
bir mikrofon uzanıyor, ardında kamera
'Şu an, bir cin olsam benden ne isterdin'.?
diye soruyor sorucu kız; dönüyorum yanıma
şaşkın bir çift göz karşımda, ve
''Bir şehrin öyküsüdür
çorak toprakların yazgısı anlatacaklarım.''
Yamalı pantolonların yırtılmış yanlarını
saklarken, belki de yaşamlarımızda giz kalan
ufak tefek utanmalarımızdı.
Tarifsiz sevinçler vardır
Sözleri bilinmeyen
Ritmine hayran olunan şarkılar gibi
Sadece tebessüm düşer dudaklarına
Gözlerinde yakmayan volkanlar
Sevince göz herşeyi görmez
görmek istediklerini gördürür insana
öyle tarifsiz bir şey ki sevda
yüreğin taşıyamadığı ağırlığı
parmak, yüzük diye taşımakta.
Sabahın insansız yüzünü seyrederken camın ardından
Griydi gökyüzü gözlerim kısık
Bulutlardan top yapıp oynayanlar
Rüzgarın ardından haykiriyorlardı.
Kuşlar geçiyordu gri,beyaz renklerde Ağaçlar derin derin esniyorlardı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!