Yağmur olabilmenin tarihçesiydi zaman,
Keşke yeniden taze kalabilseydik
Şimdilik ölüler kalıyor nefessiz..
Ayrı bir neden bulunmaz zamansız kalmaya
Çünkü her neden bırakır kendini bir başka sonsuzluğa...
Yağmur olabilmenin tarihçesiydi aşk
Şehrin her bir cadde kırıntısı zamansız bir vedanın tecellisi,
Her şimdiki zaman, hüsn-ü keyf
Ey mihr-i terk veya mah-ı kün!
Neredesin?
3 TEMMUZ 2017
Ey benim mavi serzenişlerim,
Kölesi olduğum mihr-i zaman,
Mah-ı matem...
Gelsen de baksan bana,
Bir gülümsesen mesela
Malum sonla görsem
Herhangi bir şimdinin ötesinde,
Elzem bir gün doğumuna müteakiben,
Yalnızlık kadar Istanbul,
Şu an kadar kederli şehir kırıntısı
Bana,
Mihr-i zaman mah-ı kün
İşte geliyorum çıplak tenlerinde
Çayırlarında koşuştursun gülümseyen çocuklar
Ve sen yine beyaz elbisenle bir kahkaha iliştir dudaklarına
Bırak,
Nefesine izin ver doyasıya bıraksın
Kendini,
Ben yine noksan,
Sessiz ve elem dolu gecelerde...
Kaybetmek,
Hep aynı durum komedisi
Yalnızlık,
Değişmeyen son...
Sarf ettiğim tüm cümleler adına bir serzenişten ibaret
Yahut üç beş kimlik beyanı...
Memleket kokardı merdivenler
Derinden ve sinsice
Lamekan kalırdı tüm mekanlar
Sayesinde...
Zamanın birinde,
Keyiflerin en sonuna gelmiş bir adam
Yalnızlığın koynuna atar kendini
Sıra dışı vakitsizlikler yaşanır da o an
Muhtemelen keyfine düşkünlüğüyle bilinir adam
Ervah-ı ezelde görür kimliğini
Ben karadan da karanlık gördüm,
Belki son kez doğmuştu gün...
Ey siyah neredesin?
Gelsen ya,
Maviyi sarıp sarmaladın
Tüm renkler yitip gitti senin koynunda.
Ve kalsan benimle bir akşamüstü,
Vedasız bir "veya" yaşasak,
Yağmur yağsa mesela
En azından gülümsesen,
Mevsimlerden bahar olsa ansızın
Yalnızca yalnızlığın tadını çıkaran bu biçarenin hüznü olsan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!