Sen sen misin ki, ben ben olayım.
Yaya çıktım yola, yol pürüzsüz mü ki, hızlı koşayım.
Bize engel biziz a canım.
Işık yetmiyor ki, sözü aydınlatayım.
Sevgi; özveri, fedakarlık, sorumluluk, emek, sabır, saygı, sadakat, hoşgörü ve her şeyden önemlisi yürek ister.
Sen de haklısın..
Zamansızlık ve yüreksizlik gibi iki kadim dostun var iken..mümkün mü?
Öyle çok sustuk ki, konuşmak değer kaybetti.
Hiç kimsenin kıymetlisi değildim, senden başka.
Yaşıyor muyum bilmiyorum.
Yorgunluğum; asırlar boyu süregelmiş, bir neslin gamsız türküsü gibi, dilimde sadece..
Öğreneceğim ben de..
Eylül..
Ne çok severim seni bilirsin
Rahmine düştüğüm bir katreydim
Çıplaklığını sarı yapraklarını..
Ve yalnızlını taşırım..gözlerim'de
Başlangıcımın hüznü yağar sen'de
Kanatsızdır kuşlarımız göğümüzü yıkan yıksın. Dağımızı ovamızı ateş yok ki duman bassın.
Şiiri, aşkı ve acıyı katıksız sevenlerdenim.
(minemin tabiri ile)
Ne zaman 'Bayram' kelimesi duysam
Yıkılır içimde ki görkemli han.
Bu gün de bitti; yine sevmedin hüznümü,
sarıp sarmalamadın yalnızlığımı.
Karışık, aklın da, yüreğin de.
Bir hüzün bulutu dolaşır üzerinde.
Kördüğüm mü ki, çözülemesin..
Bazı hikayeler başlamadan biter.
SON’ bellidir ne yazık ki..
Karşılaşma, göz teması, çekip gitme..
Üç aşamalı yenilgi.
//..Üzerime gelme hayat
Yaşamak; bir g/öze aldanış...
...bir sese titreyiş, bir yalana(!) öykünüş değil miydi?
Değil miydi, bizi tepeden tırnağa, varlığı ile yok ediş!
Hep böyle olmaz mı?
Bir kelime; cümleleri peşinden sürgün etmez mi?
Kelimelere dökmek öyle zor ki, şu an yüreğimde nasıl bir yangın olduğunu..
Saat gecenin bir yarısı ve ben yine uykusuzluk diyarında, nöbetlerdeyim aşkım, sen yoksun ya, uykusuz düşlerdeyim.
Karşımda Word dosyası, titreyen parmaklarım klavyede, masamda bir fincan kahve ve yine Zerrin söylüyor radyoda “a gözümün nuru, sen de mi gidecektin” İçim burkuluyor, yutkunuyorum, derin bir nefes çekip, yokluğunu unutmaya çalışıyorum. Sahi ne yazacaktım? Bilmiyorum! Bir an da her şeyi unutuyorum, gidişin takılıyor aklıma, en çokta kendimi sana anlatamayışım.. Üzülmüyorum, ama.. hani birbirimizi havale ettiğimiz o makam var ya, işte ondan gelecek işareti bekliyorum sessiz sedasız. Bir yudum kahvemden çekip, sigara dumanını dolduruyorum hasta ciğerlerime, olsun be, nasılsa sensizlikte de boğuluyorum, ne fark eder ki, en çok sevdiği öldürürmüş insanı, bir kez daha öldüğümde, kavrıyorum mevzuyu.
Gidişinin ardından ne yazabilirim bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa o da, boşlukta asılı kaldığım. Duygularımı bir türlü kontrol edemiyorum, sabah ümit ile ışıl ışıl uyanıyor, günün en parlak kısmında, birden karanlık kuyulara düşüveriyorum. Başım ağrıyor, her şey bir rüya olsa keşke diyorum ve uyumak istiyorum, çünkü en çok uyurken gittiğin ve bittiğimiz gerçeğini unutuyorum. Bazen avazım çıktığı kadar, çıldırasıya bağırıp ağlamak, saçımı başımı yolmak, üzerimdekileri parçalamak, evde ki her şeyi kırıp dökmek istiyorum, delilik alametleri mi bunlar? Bilmiyorum..




-
Ahmet Genç
-
Mustafa Bay
-
Mustafa Bay
Tüm YorumlarDiline,kalemine sağlık
Gündemi ve "insanı" meşgul eden tüm kirliliğe, nefret ve ayrıştırma diline rağmen, "ağız tadıyla" iyi bayramlar dilerim...
Saygı, sevgi ve muhabbetle...
Mustafa Bay
Daha güvenli, daha huzurlu, daha "insancıl" yarınlar dileği ile..
Anneler Gününüz kutlu olsun...