Taş döşeli sokaklarda seve seve gezerdim,
Kesme taştan evlerine ne sevgiler dizerdim.
Karataş’tan seyrederdim batışını güneşin,
Hüznü ile ısınırdım ufuktaki ateşin.
Ayşecik’ten gökyüzüne kuş sesleri yayılır,
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




nostaljik dizeleri candan kutlarım
çok güzel duyarlı yüreğinize sağlık. hızla yeşili yok ediyorlar ama beteonlaştıkça içimizdeki güzelliği bitiriyorlar
Elli Yıl Önce
ELLİ YIL ÖNCE
Taş döşeli sokaklarda seve seve gezerdim,
Kesme taştan evlerine ne sevgiler dizerdim.
Karataş’tan seyrederdim batışını güneşin,
Hüznü ile ısınırdım ufuktaki ateşin.
Ayşecik’ten gökyüzüne kuş sesleri yayılır,
Büyüleyen bir bestenin notaları duyulur.
O yılların Kilislisi kutsanmış bir nesildi,
Kızları melekten misali erkekleri asildi.
Altında ders çalıştığım zeytin ağaçlarının,
Gölgesinde kurulurdu hayalleri yarının.
Sinemalar şarkılarla seyirciyi çağırır,
Kapısında teşrifatçı ‘’başlor’’ diye bağırır.
Her semtinde bir kahve var, her kahvede bir dayı,
Edebiyle gelmeyene basarlardı fırçayı.
Caddelerden yayılırken Kilis Tava kokusu,
Taş döşeli kaldırımlar gönlümüzün rakısı.
Zeki Müren, Adnan Şenses, bir de Abdullah Yüce,
Gazel söyler, şarkı söyler, Kilis’te gündüz gece.
Santral Park’ın uğultusu duyuluyor maziden,
Her seferde tat alırım mazideki geziden.
Dolaşırken sokak sokak ezberledim her yeri,
Bu büyülü kent içinde bir tek bendim serseri.
Kalleş Dağı, Oylum yolu zeytinlerden soyunmuş,
Kilis’teki güzellikler kesilecek boyunmuş.
Beton evler yükseliyor köklerinde bağların,
Kır çiçeği kokusu yok melteminde dağların.
Kendi yoksul gönlü zengin insanların yuvası,
Darmadağın, paramparça, zehirlenmiş havası.
Mehmet NACAR
______________________________
Yüreğine kalemine sağlık sevgili yegen, değerli usta kalem, yüreği memleket ve yurt sevgisiyle dolu güzel insan harikuladerydi bu çalışmanızda. Beni yeniden altmış yıl gerilerde bıraktığım hiç unutmadığım yıllara, hatıralara götürdünüz. En narin oyalar gibi nakış - nakış işlenmiş şiir. Dilerim, umarım, bu ilhamlarınız daha nice nice böylesi güzel şiirlere kaynaklık eder, Allah size sağlıklı en uzun ömürleri nasip eder. Sevgiyle kucaklıyorum ve en içten dileklerimle kutluyorum, can toprağım seni. Kemal Polat
Yüreğinize ilhamınıza sağlık yazan kalemi duyguları sergileyen yüreği candan kutluyorum başarılarınız daim olsun inşallah.
Geçmişe yolculuk anılarla ve özlemle dolu,beğeniyle okudum,yüreğinize sağlık Sn:Nacar,saygılarımla...
maziden sayfalar...tebrikler abicim
Güzel yaşanmış ve yine çok güzel mısralarla ifade edilmiş harika bir şiir......kutluyorum sayın hocam tüm yüreğimle..........Saniye Sarsılmaz
Elli yıl öncesi ne güzel inci gibi dizelere işlenmiş sanki bir dizi izlemiş kadar oldum harika bir şiirdi Değerli hocam sevgi ve selamlarımla kutlarım
Eskiye hasret olmamız çevremizin değişiminden oluyor o güzel yerler ve maalesef rant uğruna parsellenip bu hale getirdiler nerde o eski güzellikler ancak şiirlerle anlatılıyorlar her yer aynı akibete uğramış durumdadır hayat bu yazılan her satırı kaleme almak güç olsada bazen mısralara yansıtıyoruz ancak eskileri bu şekilde anabiliyoruz ölene kadar da bizim yüreğimizde kalır ve izleri de asla silinmez silmekte mümkün değildir.Dilerim acılarımız,üzüntülerimiz sadece mısralarda kalır çok içten ve samimi mısralarda görmek mümkün severek okudum içten duygularla kutluyorum . Saygı ve sevgilerimle.
Mehmet bey Var olsun yüreğiniz. Bizi de o güzel Kilis yıllarına alıp götürdünüz. Ayşecik parkı ve hemen karşısındaki o ilk okula başlamam ve taş duvarlı kocaman avlularda üzüm şıralarıyla ev sahibimiz ve kızlarının pestil yapışı ve o avlunun bir kardeşlik sıcaklığı, dostluğu gördüğüm hatırladığım en güzel anılarımdır... Halen fotoğraflara baktıkça anarım.
Maalesef tüm bakirliklerini kaybediyor o güzel yerler ve maalesef ranta kurban veriyoruz... İnşaatlar aslında bizlerden anıları geçmişi çalıp gidiyor ve maalesef bunu ülkemin her yöresinde bölgesinde yaşıyoruz...
Güzel şiiri ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Nacar... Sevgilerimle. Esen kalınız...++
Bu şiir ile ilgili 14 tane yorum bulunmakta