Her şeyi oldukça romantize etmeye müsait bir kişiliği olan şairin bazı şeylere fazla anlam yüklemeleri onu bazen anlamsızlığa sürüklese de günün sonunda doğru olduğunu düşündüğü şeye yönelmesini sağlar. Geçmişteki hatalarını içinde yaşamaya devam etse de bazen temiz bir sayfa açmanın önemini bilmekte ve buna göre hareket etmektedir fakat insanı insan yapan şeyler; duygular ve durdurulamayan düşünceler öyle sarar ki etrafını bazen, kendini yazmak zorunda hisseder. Birine dert anlatmaktan ötedir bu. Acının biri tarafından anlaşılmakla biteceğini ...
Şarabın tadı hasat gibidir,
her yudum bir yılın yükü.
Yorulmadan tat alamazsın.
Kaçmak istediğin şeyler var,
ama...
Özünden saklanamazsın.
Neden bana her gülene,
güller açıyor içim.
Neden bana gülen her kadında
sevgi besliyorum,
yasak olsa dahi.
Gene sabah olmadı.
Olsun… güz yağmuru yağdı,
son damlası düştü,
aşk içinde sel oldu.
Güneş uzaktı,
Ağaçlar polenlerini burnuma fırlatıyordu,
Bir Ekim sabahı yürüyordum,
Şu İstanbul’u çektiren sevda buradan belli oluyordu.
Yerler çamurdu,
Dün gece fırtınalıydı,
Sen benim içimde
Kentte yeşil alan
Apartmanların soğukluğunda
İçimde yanan.
Yeni bir park gibi
Bakamıyorum bile yüzüne çoğu zaman.
Kendimden bir parça var sende bilmiyorsun.
Gemiler kaç ton yüklü içimde;
Kırılgan sesim bundan.
Arsız sevdam doymuyor pirinç tanesiyle.
Yine sanrılarsın bana
Her rüyamda yanımdasın,
Tutuyorsun elimden.
Seni gördükçe,
Uzaklaşıyorum aklı selimden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!