Küskün bir gül gibi eğilmişken zamana,
kendi yüzüm düşüp, değiyor dallarıma.
Bazen uyandım sanıyorum, oysa bir rüyadayım.
Toprağa değmeden coşkuyla yürüyor köklerim.
Ve bir zamanlar sana ait, şimdi suskunluğa terkettiğin sözlerine rastlıyorum.
Ateşin yere düşmeyi bekleyen
küle övgüsü gibiydi onlar.
Şimdi neden buz tutmuş bir nehirle çarpışıyor alevlerin?
Sen ki, ormandaki en taze çiçekleri toplardın,
koca göğsüne sinerdi kokuları.
Yeryüzünün tüm güzel kokularının nabzını tutardın da,
küsecekler diye aklın çıkardı,
ellerinle sevmeye kıyamazdın.
Demiştin ya, "yaprak ayrılınca sevinir kökler" diye,
şimdi neden toprak suskun,
neden her filiz korkuyla titriyor?
Biliyorum,
ezgisi kulağından gitmeyen aşk namelerini
ve meleklere gülümseyen bebekleri sen çok seversin.
Ama hâlâ henüz uyuyamadığın bir düşü arıyorsun.
Bu dünyanın pisliği bulaşacak diye de
uyumaktan korkuyorsun.
Haklısın.
Hayat dediğin,
bir örümcek sabrıyla örülmüş
ama insan eliyle acımadan koparılan bir ağdır.
Her ilmek başka bir keşke
ya da başka bir şanstır.
Ve biz,
o ilmeklerle örülmüş, iki yeminli yalnızlık gibiydik.
Hani biz, akıldan sıyrılıp, aşka tutuklu kalacaktık?
Hani kendimize doğru yürüyüp
sonunda birbirimizi bulacaktık?
Haklısın yollar uzun,
ve yürek bazen yönünü unutuyor.
Ama sen düşlerinden korkma.
Olur da düşersen,
benim düşlerim seni tutmak için orada bekliyor.
1 Mayıs 2025 Perşembe
Serpil ÇavuşoğluKayıt Tarihi : 7.5.2025 20:12:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!