"Dürbüne tersten bakmak", hayatın en çarpıcı metaforlarından biridir. Doğru ucundan bakıldığında uzakları yakın eden, detayları görünür kılan o mucizevi alet; tersine çevrildiğinde her şeyi küçültür, silikleştirir ve ulaşılmaz kılar.
Bazı insanlar, hayatın akışına kapılıp bu optik yanılsamayı bir yaşam biçimi haline getirirler. Yanı başlarındaki devasa güzelliklerin, paha biçilemez değerlerin ve hayatın onlara sunduğu armağanların farkına varamadan, hep çok uzaktakilerin peşinde tüketirler ömürlerini.
Uzağı Yakın, Yakını Yok Sayanlar
Dürbünü tersten tutan bir zihin, yakınındaki zenginliği kör bir alışkanlıkla sıradanlaştırır.
Her gün aynı yoldan geçerken eşlik eden o ihtişamlı ağacı,
Evin içindeki sıcacık kahkaha seslerini,
Bir dostun karşılıksız omuz vermesini,
Sağlığın, huzurun ve anın incesinden süzülen sessiz mutluluklarını...
...göremez. Çünkü odak noktası hep "ötesi", hep "daha fazlası" ya da "ulaşılamaz olan"dır. Oysa hayatın asıl cömertliği, insanın tam da bastığı topraktadır.
Küçülen Hayatlar, Azalan Sevinçler
Ters çevrilmiş bir dürbünla bakıldığında en büyük dağlar birer kum tanesine, en derin anlamlar ise birer hiçliğe dönüşür. Bu bakış açısıyla yaşayanlar, ellerindeki sevinçleri küçültürler. Yaşadıkları anı devasa birer meseleymiş gibi büyütürken, ellerindeki asıl kıymetli hazineleri mikroskobik boyutlara indirgerler.
Farkında olmama hâli, insanın ruhunu sessizce kemiren bir yorgunluktur. Kahvesini yudumlarken pencereden süzülen gün ışığını hissedemeyen, sevdiği insanın gözlerindeki samimiyeti okuyamayan, yaşadığı günün bir daha asla geri gelmeyecek bir hediye olduğunu unutan insan; aslında hayata karşı büyük bir haksızlık yapar. En çok da kendi ömrüne...
Dürbünü Düz Tutabilmek
Hayat, uzağa bakarak hayal kurmayı dışlamaz elbette; aksine umut, hep ufuk çizgindedir. Ancak ufka bakacağım derken ayağının altındaki çiçekleri ezmek, en büyük yanılgıdır.
Belki de marifet, dürbünü eline aldığımız o anın farkında olmaktır. Gözümüzü, kalbimizi ve zihnimizi "yanı başımızdakine" açabilmek... Çünkü ömür dediğimiz seyahat, çok uzaklardaki vaat edilmiş topraklarda değil, şu an nefes aldığımız bu ânın içinde saklıdır.
Unutmayalım; hayatı ıskalamanın en kestirme yolu, onun en saf hallerini "nasıl olsa hep orada" sanarak hafife almaktır. Dürbünü düz tutmak, görebilene en büyük mucizedir.
Kayıt Tarihi : 1.11.2026 17:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!