İşte ön ittifaklardaki her bir grubun diğer gruba ait totem meslekli isimleri öğretme seremonisi; köleci sistemde Âdem sembolizmiyle kişileştiriliyor ve anlam ediliyordu. İlahların ilahlar karşısındaki isim öğrenme durumu ya da ön ittifak aitlerinin ilahlar karşısındaki adları öğrenme, öğretme durumu da; Âdem’in Mamon karşısındaki öğrenme -öğretme durumuna dönüşüyordu.
Yani ön ittifakın ayrı ayrı gruplarından olma sentez ürünü meleziler; ön ittifakın içindeki ayrı ayrı grup dili olan totem meslekli dillerini tek tek öğrenmesi de Âdem’in her şeyi öğrenmesi oluyordu.
Totem mesleklerinin her biri, kişinin her bir ihtiyacının karşılanması olmakla ihtiyaç nesneleri, kişi ve grubu tarafından söylemesi, öğrenilmesi, iletime olması gereken sözcüklerdi. Bu kabilden dil öğrenme süreci olabildiğince en az dış dünya ilkesini içe alma sürecine de uygundu. Yeri gelmişken söyleyeyim; “şu kadar isime, şu kadar karşılıkla beyin sel kapasite mantığı” en az dış dünya ilkesine de uymaz.
Köleci sistem kendi öncesinin ön ittifaklı müktesebatını, işin ve zamanın gereği sembolik dille çarpıtıp, kendisinin köleci dil olan sembol değerleriyle kodlayıp söylüyordu. Bu da çarpıtmayı oluşuyordu. İman edip susmanız oluyordu. Ya da çelişkileri ortaya koyan anlatımları siz, güncele göre yorumluyordunuz.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta