Davut Yıldız 2 Şiirleri - Şair Davut Yıl ...

0

TAKİPÇİ

Davut Yıldız 2

Sevgili,

Ne anlatmalı, sana sevgili…

Sana bir şeyler anlatmalı, içimden dışımdan bir şeyler. Neresinden başlamalı, nasıl yapmalı bilmem ki sevgili… Bilmem ki. Günler yaza vurdu rengini, ağaçlar çiçeğe, tomurcuklar sevmeye durdu, sıcak vurdu sıcak. Ben hep üşürüm, farkında mısın bilmem hala kısa kollu giyemiyorum. Hep üşürüm. Hastayım da kaç gündür, gözlerimden yanıksı sular dökülüyor, kulağıma kursun dökülür gibi. Akşam Amado’nun “gecenin çobanlarını okudum, yine satir aralarında adını adıma koydum, duydun mu. Düşünüyorum ne kadar uzun bir gece, yanan bir sigara dumanı, dönen bir Harman döveni kadar sessiz, karamsarca neşesiz. Düşünüyorum ne kadar uzun bir gece, sana da uzun gelir mi hiç geceler, sızdığın olur mu, hiç geceye… Sabahları hep sen o uykudayken uyanıyorum, uyumaların uyumalarımda ağrılı başlıyor güne. Yastığına döktüğüm bir kaç saç telimi yatağan içine atmıştım, göğüslerine batar diye. Uykularını böldüğün olmuyor mu hiç, canına batıp yaktığı, seni huylandırdığı, ya da kazdırdığı. Sen uykudayken yatağından onlar toplamayı duşundum biraz önce, ellerim uzanmadı ne yapayım. Sonra seni düşledim, nasılda terlemişindir, göğüs aralarındaki tek tuk tüylerde dolandırıp durdum elimi, hala ıslak mı ne sol omuzun. Ağlamak, ağlamak elbette kimse tarafından sevilmez sevgili, ağlamayı anlamak sevgidir, sevgidir birazda. Sen ağlamayı dinlerken, ben bedeninden izin istiyordum birazda, seni uğurlamak için tenimin ayrılığına, yüreğim değil tabi ki uğurladığım, yüreğim hiç ayrılıklara gebe kalmadı daha. Yüreğim ah! Körpe yüreğim.
Seni hiç yitirmekten söz edemem, söyle seni daha ne kadar yitireyim, ne kadar. Eğilip öptüğüm, uzanıp da tuttuğum ve titreyerek ve korkarak ve utanarak yattığım uçurum, utanmak dedim de, utancımı hiç koyamadım sofrana, bedeninden neden arsızda, gözlerinden neden, neden utandıklarımı anlayamam. Utanmalarımdan sen utanma sevgili. Seni utanmalarımda, sıkılmalarımda, yasaklarımda doğurdum. Gebe kaldım bir bahar çalığı günde, utanmalarımda oldu, doğumum çığlık çığlığa. Doğurgumda büyütemedim ellerimde, hep geçici ayrılıklara bıraktım bohçanı, sonra temelli ayrılıklara bırakacağım bile bile, bile bile sevdim seni sevgili… Hiç sormadım yüreğime, sendeki benle bendeki benin ne kadar örtüştüğünü, ne kadar ayrıştığını. Seni bedeninde sıcaklaştırdım, yüreğinde değil. Elinde dilinde sormadın, beni aramadın, önemlide değildi, beni nasıl düşlediğin, nasıl bekleyip nasıl gönderdiğin. Adıma ne dediğin, önemli değildi. En önemlisi bendeki sendi, içimden dışıma çıkan, dışımdan içime tasan sen. Belki bendeki sen, senden ayrı biriydi. Sen bunu hiç öğrenemedin, niyette edinmedin ki hiç seni resimlemeye.

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

Sizi sevmeye geldim,
son yıldızına limon kokusu siner
haziran akşamlarının
tüm ağırlığı çöker omuzlarına
ve kırılmaz umudun
son yolcu otobüsünün arkasına

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

Oyle ozluyorum ki

bazen bir kelimenin peşine takılıp gidiyorum,
beni nereye yazacağını bilmeden

birden kalemim olduğun aklıma geliyor

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

Hani bilirsin pepuk kuşunu. Dünyanın hiçbir yerinde yoktur, doğasında isyankar sesi, bir o yana bir bu yana dağların, ovaların en ıssız yerlerinde yankılanmasın uçurumların.

Şimdi tükendi mi isyanlar ya da sızısı yüreğinde. Şimdi dağ mı, ova mı tükendi, ıssız kovuklarımı uçurumların, küstü mü isyankar kanatlar. Sağa bakarım sola bakarım alabildiğine inerim derinliklere, yok yok olmuştur. Yer yarılıp yerin dibine mi sığınmıştır. Yok işte.

Bir acının bir sızının bittiği nerede görülmüştür. Kendisi ile ağlayan isyankar yürekler taş mı olmuştur? Taşa ağlasa, taş yarılsa içine sığınacaktır. Bir pepuk kuşudur isyanım, sessiz harflerin sesli çığlığıdır, avazım çıktığı kadar. Bilirim çaresi yoktur, bilirim hayallerin nerede son bulacağını. Bilmez miyim masalların mavisini, kim bana rengini verecek mavinin. Bilmez miyim kolların, bilmez miyim omuzların yükünü. Kimi kendime pepuk kuşu yapacağım. Nasıl dayanır mavi gökyüzü çırpınan kanatlara. Hangi rüzgar kaldırır kırık kanatları? Hangi fırtınaya kapılır? Ya ben nasıl sığınırım kovuklarına göğsünün? Ya ben lal mı oldum, ya ben kör mü oldum? Bu öyle bir masal ki, kor ateşin yelesine takılmamış doludizgin giden bir atın gamsız haykırışıdır. Nasıl zapt edilir bu ateş bilen var mı, Zerdüşt babaya yalvarırım. Seni saran hayallerim olmasın, seni saran düşlerim olmasın. Kanadı kırık düşmüşüm…

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

Kim ki maviye tutulmuş, o bir pepuktur.

Hemen yanındaki alevlere kaldırıp kendini attı, eğilip toprağı öptü alevlerin içinde, dudakları kıpkırmızı oldu. Dudaklarından içine aktı ne kadar size varsa, simdi nereye, hangi dağa, hangi kovuğa sığınsın. Bir gelincik olsa uçsa, uçurumlara kanat çırpsa, rüzgara, toza toprağa karışsa.

Bir selin içinde yuvarlanan kaya gibi gurultu çıkardı, nereye yuvarlandığını bilemez, bıraktı kendini öylece. Hani ayağına taş bağlayıp nehrin karanlıklarına bırakırsın ya, çöküp kalırsın derinliklere kımıltısız.

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

sevgili,
seni unutmadım
yüreğimin arka sokaklarında sakladım seni
belki tuhaf gelir,
oralar çamurlarla kaplı
sokak lambaları da yanmıyor

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

dedim bir köşede, tohum olsam
bir saksıya konsam
su olmasa da olur
çiçek açsam,
dikenlerim batmasa, kanatmasa kimseyi
koklasa derin derin, derin

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

sevdanı
bir bulutlara
bir de yapraklara
yükleme gülüm
ola ki rüzgara kapılır da
dökülür

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

ve sen tükeneceğinden korkuyorsun
korkularından korktuğun hiç olmadı mı senin…
sen evet, sen
sen benim en zavallı yanlışımsın
ne yazık ki benim yanlışımsın
onun için senin kirlettiğin yanlışları

Devamını Oku
Davut Yıldız 2

kapatalım pencereleri istersen
gölgemiz bize kalsın,
nefesimiz kapının arkasında,
sen kal
yakışır sana
sokaklar

Devamını Oku