Datça'da Ölüm Şiiri - Kemal Gündüzalp

Kemal Gündüzalp
25

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Datça'da Ölüm

I/İntihar Gibi Ölüm

1.

Bırakırsın kendini akşamdan, sabaha yoksun
biter her şey senin için, varsın kalanlar düşünsün.
Mor deniz ağlamaz sana, ıslak deniz kızları da
Perili Köşk Oteli’nin seçkin konukları bilmez.
Neye yarar, ölümün öte yanı yok; tek boyutlu
madalyon: Oysa üç boyutludur özgür yaşamak!
Datça gibi: Batısı Ege’yse, Akdeniz doğudur.
Güney: Akdeniz-Ege, Knidos; kuzeyde sen.
“Datça anlatılmaz, yaşanır” diyorlar burada
belki de doğrusu bu: Kesilememiş bir ada’dır Datça.

Gece: Deniz korkunç ve karanlıktır aslında geceleyin
mavi: Kimin gözlerinin rengidir solgun anılarda?
Yorgunum yol yürümekten, bu eski bir aşk mıdır yoksa?
Kahve tadında yaz teninin güzellikleri... telve!
Aşk biraz da mutsuzluktur zaten diyor gemici,
her zaman ve her yerde taşırız onu yanı başımızda! ..

2.

Bir mevsimde yaşanır üç düş kırıklığı
yaz: Ankara ve zeytin ve Knidos ve
ey sevgi, ölümlü aşk ve biten serüvenler
ey kösnü ve porno dergileri ve eros
ey uzaklara çekip giden yeni düşler...
Kalbim yine kendine kaldın: Bu yalnızlıktır!
İki kentten bir kasaba olursun ancak
dinlencenin eski adıdır tatil! Belki de
umut hep olacaktır unutulmuşluklarda;
özlem gibi, aşk gibi, kardeşlik gibi
uzak ve güzel olan eski ilişkiler gibi.

Akşam yollarda kalırsın, oturup ağlarsın
(üç kız bir oğlan öyküsü; bir kız, bir oğlan babası)
yüreğinin sesiyle: Yine insandadır kurtuluş! ..
Bursa’lı bir teyze ‘delikanlı’ dedi bana
ne de yakışır kırk beş yaşıma delikanlılık!
İki yatak yan yana, biri boş kalır her gece
hep boş kaldı ellerim, yüreğim de böyle:
Yine düş bozgunudur yaşanılan akşam
eski üç gece, belki yaşanır başka zaman!

Bir gün ansızın karşına çıkar eski üç yolcu
kaçırılmış tekne! Eskiden hep tren olurdu
kara çocuğuydun, belki başka bir yaza!
Gelse! – Ah, ne güzel olurdu bir yaz
o kösnül güzel! Yok olmayacak gibi...
Yeni bir düş görmeli: İşte gele gel
kala kal koyun koyuna bir yazı biriktirelim,
hani: Ben biraz da buyum işte (nerdesin?)
mülksüz, anarşist: Sen nerdesin gidiyor eskisi!

3.

Yıpratılmış güzellik, çocuksuluğun senin
gecikmiş bir aşk töreni olmaz olsun!
Sen de söyledin o eski şarkının nakaratını,
ben zaten biliyordum: Ayrılık acısıdır bu.

Gidip gelen uzun saçlı İstanbul dilberi
körolası bozlak! Ankara bakışlı kızlar
bu derya sizi de boğar beni de!
“Datça’ya gelenler iki kez ağlarmış”
Bir: Gelirken yolda, iki: Gidememekten...

Badem mevsiminde gözler: Güzel ve mutlu
biraz Rum, biraz Türkmen; Kürtler yapı işçisi.
Tanrı belânı versin! Bu acılar zorunlu mu?
Sen gidiyorsun, gözün aydın karakentli!
“Bir daha ne zaman görüşürüz, kim bilir? ”
Datça: Gitti gider derya deniz değil mi?

Ölü bir can taşıyorsun bedeninde
ruhundan yaralanmış kansız bir et parçası.
Dönercinin güzeli, su başındaki kadın ve yosma
ne güzel kızları vardı o güzel kentlerin...
Kahve ve tarçın yok! Bal güzelleri çiçek çiçek.
Dirilt beni bir çağ uyansın, yoksa bak
yaralı gençliğim güme gidecek kaldıysa izi.

4.

Diz üstünde mermer lahit: Ölü kızlar
içkiyi bitir, yaşamasız kal hayatta:
İntihar gibi bir ölümdür yaşadığın an
bırakırsın kendini, yoksun; biter her şey.
Deniz ağlamaz sana, deniz kızları da
onlar çoktan gittiler, sen yaşıyor musun?

Bir muska gibi taşıdın inanmadığın halde
sen gidersen kendimi severim, yalnızlığımı
güzelliklerini, tenini, yarattığın her şeyi bende
aşk belki de kendini sevmektir sil baştan!

Melankoli! Gerçeğe dönüşüyor yaşam da
yalan sen miydin, gözlerin mi yoksa?

Gidiyorsun, peki git; ölürüm ben de
intihara benzer kansız bir ölümle.
Kim diriltecek beni sen gidersen?
Kuşkuyla uzaklık öldürür sevgiyi
peki özlemin adını ne koyacağız?

Hep bekledim: Aşkı, seni, senin aşkını
bir daha olur mu hiç sanmıyorum...
Bitti ve ben intihar gibi bir ölüme hazırım
bırakırım kendimi ve yaşarım yeniden
yaralı: Ne çok kan davası yaşadım ben!

5.

Yeni bir sayfa aç ömründe, bomboş
kirletilmiş ve yazıklanmalarla dolu...
Sen güzeldin biliyor musun? Gözlerin de.
Dizlerin de güzeldi ama, bilemedin.

Dokunmayı yasaklayan bir sevgilin vardı
hâlâ var mı bilemiyorum, anlat bana:
Unutulmuş bir akarsuyum aslında ben
uykum var, vakit geldi ölüyorum işte.
Beşir Fuad gibi uzanıyorum ölüme
bir kertenkele geçiyor üzerimden
gözlerim kocaman bir hamamböceğinde.

Dört bahar birden gitti yaşamımdan
dört bahar aslında dört ölüm değil mi?
Yaz, yaz, yaz ve yine yaz/ikinci ilkyazdı adı
her mevsim kurutulmuş yazdır benim için
kelebek ölüleriyle geçen dört x bir yaz!

Ölüyorum artık, bir kibritle yaktım kendimi
bileklerim kan ve yanık izi içinde
bir intihar gibi yaşıyorum uzun ölümü.
Ölüm ölüm, gelemedin bir türlü
senden de bıktım ey eskimiş hayat!
Ey kahpe/sinsi iki kez ve bir aşk olan
oysa aşk üç harfle yazılırdı eskiden!

II/Adı da Olacak

1/6.

Bir rüyayı yontuyorum kendime
duvarlara vuruyorum kendimi acımadan
bir limanın taşlarına çarpıyorum kalın
kafamı ve hiç de hantal olmayan bedenimi.
Uzun bir intiharı yaşıyorum her gece
erkenci düşlere uyuyup kalıyorsun sen!

Kalkıp gidemiyorum, taş yok: Öldüm mü?
Uykulara düşman oldum iyiden iyiye.
Bir yumsam gözlerimi, bu kadar basit
esneme, rüzgâr ve aşksızlık gibi bir şey
dar bir üçgenden karaya düşüyorum.

Bitti! Kaşınıyorum ve izi kalıyor
kapatıyorum gözlerimi ve ölüyorum
bir otel odasının beyaz çarşaflarında.

Aslında ben biraz da ölümdüm zaten
sigaramın külü uzuyor, gölgem de...
Ben bir ölüm yolcusuyum: Annem yok!
Çok uzun bir masalı anlatıyorum
kardeşlerim de gittiler bir bir
sıra bende ey ölüm, geliyorum! ..

2/7.

Çelişmemek adına kendimle yine
ve hâlâ reddediyorum intiharı
öleceksek ölelim bari, ah Tezel!
Çocukluğum bir bulut gibi gelip geçiyor
güneşten bir serinlik yayılıyor bedenime
dağıtmış olsam da kendimi sürekli
diriliyorum yeniden ve inadına
yaşamak diyorum, evet yaşamak!

3/8.

Mutsuzluk da taşınır bir şeydir
cebimdeki adres defterleri gibi
gittiğim her yere bu yüzden
mutsuzluk da bulaştırıyorum biraz.

Kendimle barıştım, sevdim bile kendimi
kadınlarla uzlaşamadım bir türlü...
Elveda ey aşk: Kötürüm duygu!
Elveda deniz: Özgürlük ve ölüm suyu
sonsuzluğun en eski mavi adı!

Bütün aşılarım tamam, korkmuyorum
kocaman kemikleri saklayan sokak itleri
sahipsiz ve yollar boyunca gezen
ve kediler ve kedi yavruları... enikler.

4/9.

Hani aşk biraz da çekip gitmektir
ayrılığın kardeşi gibi bir eylem
pişmanlıksız, sessizce bırakıvermektir
kendini uçurumlara kayalıklardan.

Sen de gideceksin, bu belli
bir muştuyla veriyorsun ölüm haberini
yüreğinde hiç çelişki yok mu senin?

Ey en eski sevdam, gül goncası
diyemediğim bütün ince sözler!

Peki ne olacak hayatın geri kalanı
büyütülmüş ve henüz fidan olan sevgiler
uzaklardan bakılmaz, su verip gidemezsin.

5/10.

Yeni bir sürgünü yaşayacağım
yeni yoksunlukları, yeni aşksızlıkları
tenin yokluğudur senin yokluğun
tanrının yokluğusun sen! .. hayır,
ama sen gidiyorsun sürgün olan ben.

Yazılsın artık: Taşra ve sürgün
ve kendine uzak bir kent gibi
ve uzaklardan merhabayla yaşamak
ve yanlış bir umudun peşindeki sevgili
ve sevgisizlik bütün denizlerdeki
ve gözden ırak olanın yaşadığı umarsızlık
ve gözü yaşlı üç sevgi: Sense gidiyorsun hep.

Ey kalbim, seni susturamıyorum hâlâ ve artık
kansız bir ölüme yatıyorum Datça’da...

Datça, 26 Ağustos 1997

Kemal Gündüzalp
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Öğer Koç
    Öğer Koç

    Gidiyorsun, peki git; ölürüm ben de
    intihara benzer kansız bir ölümle.

    güzel bir şiir okudum

  • İbrahim Necati Günay
    İbrahim Necati Günay

    Merhaba,bu güzel şiiriniz için sizi tebrik ederim.
    Saygılar...
    Dr İbrahim Necati Günay

  • Ali Ziya Çamur
    Ali Ziya Çamur

    Oldukça uzun ve cazibeli dizeler. Ama şiir içi akışım kesik. Dizeler ardından geleni okutamıyor. Şiirsel anlatım inkıtalara uğruyor.Beş şiire sığacak sözü uzatmış da uzatmışsınız.

TÜM YORUMLAR (3)