Her gün aynı saatte, aynı parkta;
Karabaş yanda, o kitabıyla bankta;
Hiçbir söz, bir dokunuş olmadan;
Buluştular, o sessizlikte on yıllarca.
Yandaki banka gelir, üç arkadaş;
Eminönü Karaköy arası bir kafes.
Onlar farkında değil;
Haliç ağlıyor.
Gözler, can burun kara boncuk;
Arındık, toprağı kazırcasına;
Çiselese olmaz mıydı?
Yavaşça giderdik anılara;
Temizlenen deneyimlerin pası hala paltomuzda.
Kuvvetli bir akıntı;
Soğuk mu soğuk;
Her şey akıyor geriye;
Ben yüzerken ileriye;
Kleopatra kumsalından;
Batıdaki Sakız adasına.
Parlayan aynalardan;
Mavi bir ormandayız.
Martılar uçuşur üzerimizde;
Balıklar kök salar kalbimize.
Yapraklara eşit dağılmış aydınlıklar;
Söz ve rengin çilecisi;
Kederin sanata izdüşümcüsü;
Sızan hüzmelerin dilencisi;
Sonsuz özlemlerin kölesi.
Senin için, ıssız bir aydınlık;
Güneş aynı güneş;
Gün doğumu, batımı.
Venüs aynı Venüs;
Hem sabah, hem akşam yıldızı.
Baharda leylekler geldi, kondu kalplerimize;
Yeşerttiğimiz bahçeler sundu ilk börtü böceklerini;
Sarıya dönmeden yapraklar, yavrularını alarak göçtüler Nil’e.
Seneye yaz kurak geçti, iki kızıl gagalı geldi yerlerine;
Kum gibi çoğaldılar, toprak alt üst, yeşillikler yok oldu;
Kente geleli beş yıl olmuştu.
Semt pazarında köylüsüne denk geldi;
Yüzlerinde gülücükler açtı;
Gözler çakmaklaştı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!