Âlemi bir hırs sarmış, mal mülk için her dava,
Menfaat kol geziyor, sinsice çıkmış ava,
Bir bilse insanoğlu, her işin başı sağlık,
Sermayede o yoksa, gerisi hava cıva.
14 Nisan 2006 – Cuma / İzmir
..
Bir gün sen de akşama davet edilirsin
Ya perşembe ya cuma davet edilirsin
Nurani bir el sunar yakuttan kadehi
Elife, cime, lama davet edilirsin...
(2005)
..
Kervan yola düzüldü, “dur” demeye geç şimdi,
Ya gelirsin ya kalır, çok beklemez göç şimdi.
Geliyorsan yârimsin, kalıyorsan elveda!
Usandım beklemekten, karar senin seç şimdi.
1 Nisan 1988-Cuma/Ankara
..
En çok cuma günleri seni özlerim
Allah'a ibadetimiz olmazsa seni kimden dilerim
Sensizken ben nice takkeler eskittim
Bir istedim
İki istedim
Üçte dilendim…
..
Trenler gelir gider, söyle o neden gelmez?
Bilmez mi ki bu yaram, dönmezse deva bulmaz.
Sakın kara gurbeti, mesken eyledi deme,
Aman Yeni İstasyon, kalbimle şaka olmaz.
8 Ağustos 1986 – Cuma / Ödemiş
..
Sen de olmasan var ya, derslerin tadı olmaz,
Durup durup bir şeye, kim edecek itiraz?
Osman uyudu herhal, çıt çıkmıyor sınıftan?
Bir şey söyle gülelim, çok sıkıldık be Yılmaz!
25 Mayıs 1984 Cuma / Ödemiş
..
Halimi görmüyorsun, ölüyorum aşkından,
Sevenine bu kadar zulmeder mi bir insan?
İçin hiç sızlamaz mı, can çekiyor yüreğim,
Benimki de laf şimdi, sende ne arar vicdan!
17 Haziran 1983-Cuma/ Ödemiş
..
Böyle olmaz be gönül, bu kahr ile yaşanmaz,
Bak şu viran halime, sen olsun acı biraz.
Ondan başka yar mı yok, unut artık ne olur,
Bitsin bu kara sevda, sönsün bu alev, yalaz.
20 Ekim 1989-Cuma/ Ödemiş
..
Yerebatan Camii, Cemaaat Cuma Namazından çıkarken, camide medfun bulunan Sahabe-i Kiram Hazeratı, hayalen, kabirleri başında, inci yüzlü ve inci işli kaftan ve tac ile ayakta cemaate nazar etmekte, ben günahkar geda kalabalığın arasından sıyrılarak caminin arka kapısından çıkıp, elektronikçiler çarşısına doğru yürüdüm. Çarşıda yanıp sönen binlerce led lambanın ışıltısı bile o incili kaftan ve taçlar yanında sönük kalıyordu. Çarşıdan çıkıp rıhtıma doğru yürüdüğümde; Bayezid sırtlarından dönmekte olan güneşin limanı esir aldığını gördüm. Gözlerimi alan güneşi soluma alarak köprüye doğru yöneldim.
Galata köprüsünde onlarca olta denize salınmış, nasibini aramakta. Sarı kanat, kefal, izmarit, istavrit; az çok su dolu kovalarda boy göstermekte. Parıldayan ve yansıyan güneşin tesiri ile gözlerim kısık İstanbul’un silüetini seyre daldım. Bu güzel havada boğazın maviliği gizemli bir laciverde doğru dönmüş, çepeçevre buğulu bir mavilik istanbul’u daha da büyülü kılmış. Karşıya geçince yeni cami önünde, kestane simit tezgahları oturan ve fotoğraflar çeken insanlar ve vapur sirenleri eşliğinde Galata günün ışıkları içinde kalmış, halk yeni caminin gölgesi altında ürpertili bir neşeyle gülümsemekte…Dedim ki; İstanbul bu güzelliği ile sevgililerini karşılamakta.....
Mısır çarşısına gitmek üzere Yeni Camiyi dolanarak yürümeye başladım. Aslında çiçekçilere uğrayıp geçecekken ayaklarım beni bilinçsiz bir şekilde mısır çarşısının içine götürdü. Kak ve baharat kokularının sarhoşluğu herşeyi unutturmuş olacak ki; hiçbirşeye dikkat etmeden geçtim boydan boya çarşıyı. Çarşının Sirkeci yönüne çıkan kapısı önünde, bir sigara yakarak ve gayri ihtiyari vitrinlere bakarak yürüdüm. Postane binasının önünden geçip, köşedeki son vitrinde sigaramı söndürdükten sonra, sağa dönüp, Bab-ı Ali yokuşuna tırmanmak üzere, derin bir nefes aldım.
..
Sabah oldu camide, hazin, yanık bir sala,
Yine birini bekler, kucak açmış musalla.
Ateş düştüğü yeri, yakıp geçmiş akşamdan,
Acep sessiz sedasız, göçüp giden kim ola?
12 Ocak 1990-Cuma / Ödemiş
..
Sanırsın yaşıyorum, o gün bu gündür hala,
Ölmek son nefesini, vermekle midir illa.
Ruhum hapsoldu kaldı bedenimde velâkin,
İnan ben o gün öldüm, şunu bil ki evvela.
7 Nisan 1989-Cuma / Ankara
..
Yüreğim darmadağın, sersefilim yalan yok,
Sen, ben, Tanrı’dan başka, sebebini bilen yok,
Çekildim inzivaya, bu köhne viranlıkta,
Şu baykuş da olmasa, yerim - yurdum bulan yok.
31 Mart 1989 – Cuma / Ankara
..
Gün gelir biter her şey, bir hiç olur sonunda,
Sendeki bu güzellik, bendeki kara sevda,
Bahar geçer yaz geçer, ömrün hazanı kalır,
Sararır pembe düşler, son söz olur elveda.
15 Kasım 1985 – Cuma / Ankara
..
Böyle yanmadı inan; ne Mecnun, ne de Kerem,
Yolunu gözlemekten, içime düştü verem.
Perdeyi hiç çekmedim, geçersin görmem diye,
Son umut yitene dek, açık kaldı pencerem.
16 Haziran 1989 Cuma / Ödemiş
..
Olmazsa olmazımsın; hava, su, ısı, gibi,
İçimde bir yangın var, Kerem sevdası gibi,
Benim Aslım da sensin, gidersen yaşayamam,
Her şeyimsin velhasıl, körün asası gibi.
6 Ocak 1984-Cuma/Ödemiş
..
Git yolun açık olsun, İzzet ü ikbal ile,
Dönme bir daha geri unut adımı bile.
Neyse artık muradın, çıksın bir bir karşına,
Alışmışım nasılsa, bana kalsın her çile.
17 Mart 1990-Cuma/Konya
..
Bu sana son şiirim, uzaklardan hediye,
Unut artık beni de, arama sorma diye.
Sırana gizli gizli, koyduğum güller gibi,
Soldu tüm hayallerim, ne kaldı ki geriye?
30 Eylül 1988 – Cuma / Ankara
..
Gelir geçer sanmıştım, dert etmedim evvela,
Ne var ki bu yangını, söndüremedim hala.
Neler neler denedim, seni unutmak için,
Çırpındıkça tutuştum, oldum daha müptela.
14 Ekim 1988 – Cuma / Ankara
..
Sonunda döndüm işte, geriye memleketim,
Bilmezsin ki ben sana, ne zamandır hasretim.
Gurbete alışmak zor, dile kolay çekmesi,
Kalmak misali sanki dünyada öksüz, yetim.
13 Ocak 1995 – Cuma / İzmir
..
Hanlar, hakanlar öldü, ne aldılar giderken,
Saraylar, sırça köşkler, hepsi benimdir derken,
Elmas, altın, yakutlar yine dünyada kaldı,
Son varı bedenini, türlü böcekler yerken.
13 Mayıs 2005- Cuma / İzmir
..



