Eğer bana hocalık taslar isen
Sor bana bu akılsız serden bileyim
Ben iyiyi kötüyü çokcana tattım
Sor bana hayırdan şerden bileyim
Güzelliğini sorma bu alır aylar
Anlatamadım kendimi insanlara
Dil dökmeyi suç eyledim giderim
Bindim koyu cilalı bir sandala
Derviş olup göç eyledim giderim
Taş yağdı başıma mahşer katından
Şu dünyaya geldi isem
Her işimi hoş eyliyem
Aşk yolunda ter akıtıp
Malı mülkü boş eyliyem
Ben unutmuşum aslımı
Kurtulmaz asla beladan bir gün
Dert ile doludur başı garibin
Herkesin mermeri altın kaplıdır
Bir tuğladır mezar taşı garibin
Doğruyu konuşur kimse dinlemez
İnsanlara laf anlatmak ölümden beter
Yüreğim bu davadan vaz geldi geçti
Soldurdum gülleri çürüttüm yeter
İlkbaharı beklerken yaz geldi geçti
Halimi bilmeyen bilmez anladım
Geldik dünyaya düştük
Haramlara çok koştuk
Kör şeytanın sunduğu
Saraylar viran geldi
Yedik içtik görüştük
Miskin idin erinirdin
Pazara mı geldin gelin
Suskun suskun otururdum
Azara mı geldin gelin
Yatar iken geceyinden
Elim seni yazmak için
Bin dereden su getirir
Aşk dediler beni sana
Sanırım ki bu getirir
Zikir dediğin nede var
Her ilhamın hayalinde yalnız gördüğüm
Huzur bir kum gibi hüzün sel gibi
Kalemim de uzun süre küs kaldı bana
Anladım ki yazdığım her sözüm sen gibi
Satırları kendime yoldaş eyledim
Şu aydınlık gündüzlerin
Ardı yine gece gülüm
Ele kulak verirsin de
Ben ne desem hiçe gülüm
Sustuğunda çıkar kırkı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!