Kanma sen öyle, süslüymüş hoş mekân,
Kanma sen öyle, düzlükmüş hep meydan,
Çekilip, bitmiş sanılmış tüm hicran;
Sen ki bir cümlede kıvranan insan...
*
Kimden ne çalıp söyler kime esen,
Zehir yutan, dert kusan dostluğa sen,
Boynuna vebal kazıyan şu mahzen,
Her fısıltıdan yüklem seçer öznen.
*
Git gör o eziyet çeken kulunu,
Biçare kalmış, şaşırmış yolunu;
Yıkmışlar şehrini, kırmış kolunu,
Sürgün caddeler bağlamış solunu.
*
Yüklem olup sürün, gez, ateşe ak...
İklim perdesinde zulüm mü kurak?
Keyfe eziyet düşüren bir tuzak,
Düşleri kırık perişanlara bak!
*
Sanma sen öyle, dilmiş sözlükmüş dar,
Sanma sen öyle, yolmuş geçitmiş var,
Kayda geçmiş ya da geçmemiş karar;
Sen ki işkenceyle bilenmiş diyar...
*
Kimin yarasını deşer o telkin,
Azap çeken, kan yutan yarene in,
Kuşların boynuna suç yazar kinin,
Ağır bir yüklemle çöken öznenin.
*
Git gör o cefa yorgunu yoldaşı,
Dinmiyor gözünün kanlı gözyaşı;
Yanmış bahçelerin kararmış taşı,
Soğuk duvarlara çarparken başı.
*
Yüklem olup da kıvran, acıyı ör...
Zaman perdesinde cellat mıdır kör?
Ruha eziyet indiren hep nankör,
Ümitleri kırık garibanı gör!
*
Duyma sen öyle, fermanmış pek ucuz,
Duyma sen öyle, baharmış kışmış buz,
Mührü basılmış, zapta geçmiş o tuz;
Sen ki dehlizlerde çürüyen omuz...
*
Hangi fırtına kimden aldı haber,
Çile dokuyan, gam biçen dosta er,
Göçmen kervanları azaplar biçer,
Bütün yüklemleri sırtlayan beşer.
*
Git bak o işkence gören diyara,
Boynu bükük kalmış, çekilmiş dara;
Sönmüş ocakları, bağlamış kara,
Sürgün sokaklarda kanayan yara.
*
Yüklem olup da yan, külünü savur...
Mevsim perdesinde hasat bu mudur?
Ömre eziyet bulaştıran çamur,
Hayali yıkık biçarelerle dur!
*
Bakma sen öyle mühre, kağıtla taş,
Bakma sen öyle, zirvede eğik baş,
Emanet ömrü tüketmiş kanlı yaş;
Sen ki cenderede ezilen yoldaş...
*
Esen kasırga kimde bırakır iz?
Zincir sürüyen, diz çöktüren dehliz,
Kervanların üstüne çöksün sessiz,
Yüklem zehriyle kavrulsun kimsesiz.
*
Git gör o zulüm vurgunu kafile,
Yorgun düşmüş, boğulmuş binbir çile;
Yıkılmış köprüler, suyunda hile,
Kıyıdan köşeden sürgün sefile.
*
Yüklem olup da inle, derdini sar...
Hazan perdesinde bu ne intizar?
Cana eziyet çektiren hep duvar,
Bağrı yanık, düşü yıkıklara var!
*
Aldanma öyle, mektupmuş hoş niyet,
Aldanma öyle, yokuşmuş hürriyet,
Zapta geçmiş veya geçmemiş diyet;
Sen ki hecelerden taşan eziyet...
*
Esen boranın aldığı, kimden can,
Kırbaç vuran, kan emen dostluğa kan,
Turnaların üstüne vebal yazan,
Son yüklemiyle infaz edilen şan.
*
Git bak o kahır vurgunu kentine,
Divane yorgunu, düşmüş derdine;
Yanmış güle, sönmüş küle, kendine,
Sürgün caddelerin taş zeminine.
*
Yüklem olup çürü, kal çırılçıplak...
Zulüm perdesinde söner mi şafak?
Keyfe keder, ruha eziyet yasak;
Düşleri kırık perişanlara bak!
Kayıt Tarihi : 4.11.2026 00:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!