Çırılçıplak Şiiri - Kasım Kobakçı

Antoloji.com mobil uygulaması Şiirler, şairler, mesajlarınız ve gruplarınız telefonunuzda. iPhone ve Android için ücretsiz. Uygulamayı İndirİndir
Kasım Kobakçı
5400

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

Çırılçıplak

Kanma sen öyle, süslüymüş hoş mekân,
Kanma sen öyle, düzlükmüş hep meydan,
Çekilip, bitmiş sanılmış tüm hicran;
Sen ki bir cümlede kıvranan insan...
*
Kimden ne çalıp söyler kime esen,
Zehir yutan, dert kusan dostluğa sen,
Boynuna vebal kazıyan şu mahzen,
Her fısıltıdan yüklem seçer öznen.
*
Git gör o eziyet çeken kulunu,
Biçare kalmış, şaşırmış yolunu;
Yıkmışlar şehrini, kırmış kolunu,
Sürgün caddeler bağlamış solunu.
*
Yüklem olup sürün, gez, ateşe ak...
İklim perdesinde zulüm mü kurak?
Keyfe eziyet düşüren bir tuzak,
Düşleri kırık perişanlara bak!
*
Sanma sen öyle, dilmiş sözlükmüş dar,
Sanma sen öyle, yolmuş geçitmiş var,
Kayda geçmiş ya da geçmemiş karar;
Sen ki işkenceyle bilenmiş diyar...
*
Kimin yarasını deşer o telkin,
Azap çeken, kan yutan yarene in,
Kuşların boynuna suç yazar kinin,
Ağır bir yüklemle çöken öznenin.
*
Git gör o cefa yorgunu yoldaşı,
Dinmiyor gözünün kanlı gözyaşı;
Yanmış bahçelerin kararmış taşı,
Soğuk duvarlara çarparken başı.
*
Yüklem olup da kıvran, acıyı ör...
Zaman perdesinde cellat mıdır kör?
Ruha eziyet indiren hep nankör,
Ümitleri kırık garibanı gör!
*
Duyma sen öyle, fermanmış pek ucuz,
Duyma sen öyle, baharmış kışmış buz,
Mührü basılmış, zapta geçmiş o tuz;
Sen ki dehlizlerde çürüyen omuz...
*
Hangi fırtına kimden aldı haber,
Çile dokuyan, gam biçen dosta er,
Göçmen kervanları azaplar biçer,
Bütün yüklemleri sırtlayan beşer.
*
Git bak o işkence gören diyara,
Boynu bükük kalmış, çekilmiş dara;
Sönmüş ocakları, bağlamış kara,
Sürgün sokaklarda kanayan yara.
*
Yüklem olup da yan, külünü savur...
Mevsim perdesinde hasat bu mudur?
Ömre eziyet bulaştıran çamur,
Hayali yıkık biçarelerle dur!
*
Bakma sen öyle mühre, kağıtla taş,
Bakma sen öyle, zirvede eğik baş,
Emanet ömrü tüketmiş kanlı yaş;
Sen ki cenderede ezilen yoldaş...
*
Esen kasırga kimde bırakır iz?
Zincir sürüyen, diz çöktüren dehliz,
Kervanların üstüne çöksün sessiz,
Yüklem zehriyle kavrulsun kimsesiz.
*
Git gör o zulüm vurgunu kafile,
Yorgun düşmüş, boğulmuş binbir çile;
Yıkılmış köprüler, suyunda hile,
Kıyıdan köşeden sürgün sefile.
*
Yüklem olup da inle, derdini sar...
Hazan perdesinde bu ne intizar?
Cana eziyet çektiren hep duvar,
Bağrı yanık, düşü yıkıklara var!
*
Aldanma öyle, mektupmuş hoş niyet,
Aldanma öyle, yokuşmuş hürriyet,
Zapta geçmiş veya geçmemiş diyet;
Sen ki hecelerden taşan eziyet...
*
Esen boranın aldığı, kimden can,
Kırbaç vuran, kan emen dostluğa kan,
Turnaların üstüne vebal yazan,
Son yüklemiyle infaz edilen şan.
*
Git bak o kahır vurgunu kentine,
Divane yorgunu, düşmüş derdine;
Yanmış güle, sönmüş küle, kendine,
Sürgün caddelerin taş zeminine.
*
Yüklem olup çürü, kal çırılçıplak...
Zulüm perdesinde söner mi şafak?
Keyfe keder, ruha eziyet yasak;
Düşleri kırık perişanlara bak!

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 4.11.2026 00:50:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!