Sen Sübhanallah dedin,
gökler titredi,
dağlar secdeye durdu.
Sen Bârekallah dedin,
Allah taşları bile dile getirdi,
Sen ne yaptın Üstadım!
Boş muhabbet peşinde gülemiyorum artık,
Ahretin kapısında bekliyorum uyanık.
Dudaklarım mühürlü, sükûtumda fırtına,
Gülüşümü sakladım beka yurduna..
Sessiz sessiz oldu düğünü.
Su doldurmaya yoktu güğümü.
Rüya gibiydi her bir yıl dönümü.
Hafife alınmaz dimi şimdi ölümü ?
Su koydum ocağa,
Başladı fokur fokur kaynamaya,
Hem berrak, hem irili ufaklı kabarcıklar çıkarıyor.
Sorsam öğretmene, “yüz derece oldu” der kaynıyor.
Biz nasıl berrak olacağız hocam?
Dedi ki: “Bir vekil tut kendine, bu davayı tek başına kazanamazsın.”
Dedim ki: “Allah bana yeter; O, ne güzel vekildir!”
Haddizatında sanadır vaveylam!
Meyus, safderun, munis olamadın vesselam.
Feriştahını aşıp gelmişken velhasılıkelam..
Canhıraş feryatların arasında kırıldı pusulam.
Yazık.
Neler istedik senden…
Neler neler istedik, Allah’ım…
Ama istenmesi gerekeni unuttuk.
Neydi o, istenmesi gereken?
Neden öğretmediler bize?
Neden öğrenemedik ki..
Çok Çok yoğunum kardeşim,
Zamanım yok boş cümlelere,
İmanım pamuk ipliğine bağlı,
Rüzgârı bol bu çağın.
Onu koparmak isteyenlerle
Gece gündüz savaştayım.
Zehir değil börekler var,
Ben şimdi ölsem, mezarımda var.
Oysa o, açlıkta bile şükür arar,
Her lokması sabır, her nefesi bahar.
Mahkeme salonlarında hakkı haykırdı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!