Dün akşam yağmurda gördüm onu,
Türkü dinliyordu bir duvarın eşiğinde,
Gökten düşmüş umutları vardı,
Çizikleri, kırıkları vardı,
Sanki üstüne devrilmiş koca bir gezegen vardı.
Sordum, bu kalbinde tüten neyin hüznü?
Yağmur yağdı çöllere gözlerinden,
Akasyalar açtı güzelliğinden bozkırda,
Çiçekler döküldü İstanbul'a kalbinden,
Gülüşünden aktı mavilerin en mavisi.
Aşkın diliyle anlattım seni, cahillik mi bu?
Ağlar gerdik yerden bulutlara,
Yasak ettik maviyi aşıklara saygısızca.
Kuşlar yuvalandı otlaklara,
Ağaçlar bizimdir dedik yeşile saygısızca.
Çocuklar sarışın günlere uyandılar,
O günlere savaş açtık saygısızca.
Sen gidince bu şehirden,
En alt katında yaşamayı öğrendim hayatın.
Kitaplar da yaşattım seni,
Mısrası gülüşüne benzeyen,
Dörtlükler diyarıydı gözlerin.
Fesleğenler susuz kaldı sen gidince,
Sen göğe bakınca bulutlar şiir yazar.
Sen hep göğe bak sevdiğim,
Şiirlerle yağsın yağmurlar...
Sevgili yar,
Seni unutmak için İstanbul'u sevdim,
Sonra denizini,
Sonra ağaçlarına sevdalandım,
Göğsünde bir çocuk gibi uyudum,
Tüm sahaflarını birer birer dolaştım,
Bu günler de her şeyi ayrılığımıza bağlıyorum,
Neden sevmedin diye kızmıyorum,
Gitmeye mecbur bırakan yollara sitem ediyorum.
Unutmaya çalışmıyorum da,
Çocuklar mahallede sevdamızı konuşuyor,
Unutmaya çalışmak aptallık olmaz mı şimdi?
Senelerdir dört nala koşuyor hasret,
Üşütüyor, yakıyor, öldürmüyor.
Senelerdir suskun içimizdeki aşk,
Üşütüyor, yakıyor, öldürmüyor.
Mavinin en kesif renginde kurdum düşlerimi,
Umuda en çok orada sarıldım,
Bulutların en tepesinde sevdim seni,
Ağaçların en yeşilin de tutundum sana,
En çok gözlerinde okudum şiirleri,
Aşıkları en çok çiçeklenen kalbin de gördüm,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!