Kimimiz., uzak dağların ardından., kimimiz yakın tepelerin eteklerinden doğan nehirler boyunca düşe-kalka yürüyüp ve hatta emekleyerek geldik… Şimdi deniz kokulu-ıslak kumların üstündeyiz…
Önümüz açık deniz…
Şimdi hep beraber bizi bir başka sahilde., bir başka "yeni yıl" gemisini bekleyeceğimiz yarınlara doğru., yelkeninde nefesimizle yolculuğa çıkaracak olan “yeni yıl” gemisini bekliyoruz…
Hayallerimizin özgür kuşları bu yolculukta yol arkadaşımız olsun…
YENİ YIL GEMİSİNİN BÜTÜN YOLCULARININ YARINLARI AYDINLIK.,
YENİ GÜNLERE DOĞRU
-bugün artık dündür., yarın yeni bir gündür-
.
İşte bak canımın içi., dinle bu sesi.,
Gözlerimize mavi doluyor., kulağımıza uzaklardan dalga sesleri
Dinlemeye doyulmaz bir türkü bu., en derin umuttan almış nefesi…
Geçmiş fırtınalarda iskeleye bağlı ipleri kopmuş bir küçük sarı sandal, dikmiş burnunu açığa doğru, giderek kayboluyor gözden dalgalana-dalgalana…
Ama yeni doğan güneş bir kocaman gemi yanaştırıyor limana…
Geçmiş fırtınalarda bütün taze dalları kırılmış bir yalnız ağaç, keskin baltadan saklandığı arka bahçede, sararmadan döküyor yapraklarını ağlaya-ağlaya….
Ama yeni doğan güneş ışık ve yaşam oluyor bir koca ormana…
Sevdalarımızın uçsuz-bucaksız bahar bahçeleri
Gün gelir nasıl da gölgesiz çöllerde hayale döner
Ucu zehir dokulu zıpkın alınca Eros okunun yerini
Yıkılmaz denilen köşkler., dumanı tüten enkaza döner
YAŞAMAK GÜVERCİNLERLE., TURNALARLA . . .
.
Hani olur da “belki şehre bir film gelir., mevsim değişir” diye bir nefeste çıkıyoruz merdivenleri… Çürümüş ahşabın havamıza ağıt yakan melodik gıcırtıları eşliğinde …
Ama bir yandan da duygularımızda top mermisi gibi patlayan ve heyecanı yüreklerimizi titreten dizelerle …
Yaşam bu… Biliyoruz ki Truva atı da evrimleşti…
BİR OYUNDUR YAŞAMAK
.
Bir patika gibi önce uzakları, sonra dağları aşıp düze varacaksın
havada bahar kokusu olacak...
Sen bu oyunda, kavuşmalar olacaksın...
Gece bir tül gibi örtecek üstünü, düş içinde çırılçıplak yanacaksın
Yaz mevsiminin en sıcak günlerinde., hele öğle saatlerinde yapacak bir işiniz yoksa ve el-ayak çekilmiş koca bir şehrin orta yerindeki bir park içinde yalnızlığınızla sıkıntılı bir köşe kapmaca içindeyseniz.., şehirdeki bütün renklerin., yaşamınızdaki bütün renkler gibi yükselen nem oranı buharlarının arkasına saklanıp kaybolmasının da tanığı oluyorsunuz demektir...
.,
O gün ben böylesi bir tanıklığa gönüllü değil zorunlu olarak yazdırmıştım ismimi... Kendimce ileri sürdüğüm haklı nedenler., haksız bütün nedenlerimi silip-süpürmüş ve uygunsuz adımlarım beni., şehrin bu ıssız ve kişiliksiz., çok ağaçlı ama hiç gölgesiz parkının tam orta yerine bırakıvermişti...
.,
Tahtasının üzerine, şehirde yaşayan bütün genç aşıkların isimlerini kazıdıkları bir bankına banka oturup ayaklarımı uzattım...
Önümde kümelenmiş çitlenmiş çekirdek kabukları üzerine ayak uçlarımla daireler çizmeye çalıştım., olmadı... Dağıttım., daha kolay oldu...
YETER Kİ ...
.
Takvim hesabıyla bayram bitti.., tatil hesabıyla da bu hiç bitmeyeceğini sandığımız uzun tatil günlerinden ne kadar saklarsak saklayalım sadece iki günde tüketeceğimiz kadar küçük lokmalar kaldı elimizde....
Üstünde “bayram ziyaretçisi” yazan parmak uçlarını pek seven ve onların her dokunuşlarında sevinç çığlıkları atan kapı zillerinin suratlarından düşen bin parça .., aynen kapının iç tarafında bekleyen kimsesiz misafir terliklerinin olduğu gibi... .
Yani başlık…: “elde var gizli bir hüzün”
Ama bir de iç sese kulak vermelerden.., dudak okumalardan görüp-anladığımız bir başka ortak başlık daha var…: 'gönlümüzden geçen bayramlar gibi yaşayabileceğimiz daha nicelerine erişmek dileği ile'...
önce ben duymak isterdim sesini., başımı göğsüne saklayıp
yani önce ben., soluğundan ve havadan önce sana susayıp
o fısıltı dalgalarının çırpıntısı., çeksin beni derinlere diyerek
gece yangınlarının yalnızlığında., aşkını soluksuz yudumlayıp
hiç saymadan kaç yıldızın aynı anda
zamansız intiharlar gibi kaydığını...
'baştan kokan balıkların iğrenç kokular salan dünyasının bir başka boyutundan gelen sesler'...
YILDIZLARIN ALTINDA., ANLAT SEVGİLİM
.
- Dün gece kumsalı uçuran o fırtınada., ıssız kumlara yaptığım
sabahtan kalma sensiz kalede saklanayım derken., karanlığın
içinden bir gemici feneri el salladı., gel dedi., gittim peşinden...




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...