Sırtımı yasladığım dağlar yıkıldı
Sonsuz aşkım dillere düştü
Bir vefasız yüzünden boynum büküldü
Aşk vermiştim kaç geceye sattın
Göz göre göre yandı masum hayal
Aldığım ahlardan, çektiğim vahlardan,
Sevgilinin o acı bedduasından mı bilmem?
Soframa misafir ettiğim o nankör dosttan,
Yürüdüğüm yollardan, içtiğim sulardan mı bilmem...
Bereketi kaçtı ömrümün.
Kaçıncı bâdede unuttun ey dil o sırları?
Serhûş güldü hâle, berdûş ağladı zârî
Bîçâreyim, aşamam bîgânenin surlarını,
Çâh-ı gamda kaldı ömrümün bütün varları.
Elvedayı çok gördün bana
Kızın şimdi bir başına
Kırgınlığım sadece sana
Neden gittin baba
Gözüm hala kapıda
Her sabahın kör köhne şafağında
Elimde kalan son aşk kırıntılarımla
Bekliyorum seni hala dört buçuk durağında
Son bakıştığımız yerdeyim sen gittin gideli
Ayrılık , ben masum aşığın kaderi
Sanki katran karası bu kaderim
Yapıştı canıma gitmiyor kederim
Uslanmıyor dilim fenerim
Tanrıdan merhamet dilerim
Nedir bu acı aşkın benimle davası
Biliyorum gözlerin bana yasaklı
Ellerin kelepçeli kalbin tutsaktı
Gardiyan başında görüş kapalı
Aklından geçirme sakın firarı
Yazıyorsun bol heceden mektupları
Sabahlara kadar kapında beklediğim kaldırımlara
İşe giderken seni görmek için saklandığım duvar kenarlarına
Her gün 7:15 de evden çıkan üst komşun Füsun’a
Sor beni
Odamda asılı çizdiğim portrelerine
Masam da duran çerçevede ki resimine
Tutmam asla değer bilmezin yasını,
Artık sevmem anamdan gayrısını.
İstemem Lokman Hekim’in devasını,
Sildim kalbimden, dönmem bir daha.
Yorulmuşum yalan selamlarından,
Bilemedin ahvalimi ondandır umutsuzluğum
Bu divane aşığa yeter mi sandın bir avuç mutluluğu
Şiirlerim şahit olsun tükendi artık soluğum
Bilmedin kıymetimi yalan sevginmiş aşk diye umduğum
Karanlık odalara adını yazarım bıkmadan usanmadan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!