sana hiç söylemeyeceğim sözcükler biriktirdim...bu dünyaya ait olmayan...gülümsemen bir mektup sanki yaratandan...cennet çiçeklerini gözlerinde dermiş aşk...hiç söyleyemeyeceğim sözcüklerim var sana.....yağmur gibi kokar mı bir insanın bakışı.....ya da gök kuşağı renkleri olur mu nefesinde....bir kadın bahar olur mu doğanın her evresinde.....bülbül görse zülfünü konar mı güle....gül duysa sesini yüz verir mi bülbüle...hiç söylenmemiş sözcükler biriktirdim sana....rüzgar aşka geliyor saçların uçuşurken.....cehennem kıskanıyor aşkınla tutuşurken....kirpiğinden akan göz yaşı olsaydım eğer....bir an bile yaşasam bin bir ömüre değer....hiç söylenmemiş sözlerim var sana...sorma söylemeyeceğim....
..
Hiç Kimse Hristiyanları Dışlamasın! Yaratılırken Sormadılar Hangi Dini Seçersiniz Diye? Ne Müslüman Olarak Doğmak Şans, Ne de Hristiyan Olarak Doğmak Kader! Yaratandır Dilimizi Dinimizi Irkımızı Belirleyen, O Yüzden En Az Bir Müslüman Kadar Hristiyanlarında Hakkı Vardır Cennet İle Cehennemde Olmak! İnsan Olan Zaten Bunlara Bakmaz!
..
Sorgu Meleği Ying: Hangi cennet? Bak Mustafa, dürüstlük yaşamaktır… Dürüst olursan sadece kendi istediğini, istediğin zamanda, doğru bildiğin gibi yapar, yaşarsın… Sende bak Hasan… Eşitlik müziktir… Sanata hiç sırtını dönme! Sanat seni hiç bilmediğin, bilip de sevmediğin, sevmeyip de kastettiğin kültürlerle kaynaştırır. Herkesin kabullendiği bir klasiktir bu… Dili nece olursa olsun, herkes aynı şarkıda aynı duyguyu hisseder. Sanata sırtını çevirmesen ilerde bir gün şu an da ne yazık ki nefret ettiğin insanların ne demek istediklerini anlarsın. Ve Bayram; düşünmek koşmaktır… Belki biraz da uçmak… Düşünürsen derman bulursun. Dermandan sonra daha büyük, daha karanlık bir cefa olacaksa da olsun. Korkma! Fark etmez. Yeniden düşünürsün… Kuduz aşısının hikâyesini bilir misin? Kuduz mikrobu çıkmadan evvel nası bilesin ki? Herkes kuduzdan ölürken bir söylenti üzerine yollara düşen bir anne… Oğlunun hayatı için… İşte o oğlan, kuduzdan ölmeyen ilk insan! Bilimde ki söylentilere hurafe ya da rivayet denmez! Bilimde ki söylentiler bir gün muhakkak hakikat olacaktır. Aynı bunun gibi, düşüncede ki söylentilere de saçma ya da imkânsız denmez! Düşüncede ki söylentilerde bir gün muhakkak koşacaktır! Belki biraz da uçacaktır… Vede Cemil; sevmek haktır! Kendini, kişilğini, kendi tercihlerini severek hak edersin. Veyahut onları hak ettiğin için seversin. Sonra başkalarının hak ettiklerini de görünce anlarsın ki; onlarda ki de hak! Mecburen onlarıda seversin. Hiiiç utanma! Ne olursan ol hele bi yol kendini sev… Hak et! Sonra başkalarınıda sev ki, sevilmeyide hak et!
Mustafa: Abi yanlış anla! Çok güzel damardan giriyosun da; bizde zaten aynılarını söyledik. Aksini söylemedik ki… Nedir bu dikte eder gibi? Gerek var mı? Sen cenneti başlat artık.
Sorgu Meleği Ying: Öylemi? Al o zaman; dürüst olarak yaşa… Eşit davranarak çiz, bestele, oyna, yaz… Düşünerek geliş… Severek hak et… İşte var ise cennet budur!
..
Minarelerden yükselen ezan sesleriyle,
Hayata can katan tarihi eserleriyle,
Edirne’den Kars’a kadar her yeriyle,
Cennet gibidir yurdumun her köşesi.
Dört mevsimi birbirinden hoş olur,
..
Seni aklımın sınırlarında arıyorum.....gözleri bağlı bir kabulleniş uzakligin...hangi yangından kurtardigimi bilemediğim yüreğim sana sunuyor susuzlugumu...öfkeli zangoclarin elinde kafatasımın çanları...vakitli vakitsiz vuruyor sesleri ask sehrimin üzerine...aşkından akillanacagim nerdeyse cildirmaktan öte...bir başka bakıyorum çiçeklerin rengine...görüyorum artık dikenin işlevsel varsilligini güllerin üzerinde...uzaksin bana cennet kadar...sesleri bir başka duyuyorum artık isminin harflerinden teşekkül...unuttum artık gözlerin ne renkti..saçların islakken nasıl kokardi..hangi çiçeği takmistim göğsüne o kır gezimizde..sevişirken nasıl yukselirdi ruhumuz bulutlar üzerinde..çünkü erittim bütün şekilleri...hasretinle vurdum bütün maddesel varlıklara askımın cehennemden sıcak tavında...o tavki seni ben beni sen bizi ask yaptı tarihin yanılmaz huzurunda...
..
Neye inanacağımı bilemedim
Yüzündeki masumiyet? Bir adım sonrası sanki cennet.
Yoksa alnı secdeye değmemişin son nefesi.
Kıyamet?
Hangisi acaba gözlerindeki mezar.
Hangi toprak hangimizin hangi günahını paklar.
..
Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.'
(Hz. Said ibni Ebu Berde r.a.) (Ramuz El-Hadis 2. Cilt, s. 510)
..
Beklediğim şarkısın düştün notalarıma
Güneş olup ısıtsan doğsan sabahlarıma
Öksüz bir yavrusun sen gel sarıl kollarıma
Ben sana yeryüzünü cennet gibi yaparım
Sen benim ol yeterki gözüm gibi bakarım
..
...Ebu Hüreyre (Radiyallahü anh) 'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
'Kim bir müslümandan dünya kederlerinden bir keder giderirse Allah ondan ahiret günü kederlerinden bir keder giderecektir. Kim de müslümanı örterse Allah onu dünya ve ahirette örtecektir. Ve kim bir fakir borçluya kolaylık gösterirse, Allah ona dünyada ve ahirette kolaylık gösterecektir. Kul, (din) kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımcısıdır. Kim bir yola giderek onda ilim ararsa, bu çalışması sebebi ile Allah ona Cennet'e giden bir yolu kolaylaştıracaktır. Allah'ın evlerinden birisinde toplanıp Kur'an okuyarak onu birbirlerine öğreten her cemaatı melekler ziyaret eder, onların etrafından dönerler, o toplumun üzerine iç huzuru ve rahatı iner, ilahi rahmet onları kaplar, katında bulunan melekler yanında Allah onları (övgü ile) anar. Ameli yüzünden geri kalan bir kimse nesebi (nin şerefi) ile sür'at alamaz.'
(İbni Mace/ 1. cilt/ syf.389
Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birsey gelse şükreder, bu ise hayırdır: bir zarar gelse sabreder bu da hayırdır.'
..
Ankara'ya yağmur yağar
Bahar gözlüm beni arar
Taze aşka yelken açar
Gözlerinde cennet bakar
Bu dünyada yoktur eşi
Öyle güzeldir gülüşü
..
Sagimda cennet kokusu,
Cicekler onun sozcusu,
Gonul ister Muhammed(s.a.v.) ol komsusu.
Siratil-mustekim olmak lazim,
O'na yanarak varmak lazim,
O'nu gonulle gormek lazim.
..
Ne zaman kapılsam sevdaya
Gülen dikenleri kaldı ruhumda
Aciyla kivrandim her zaman
Ya koklamasini ben beceremedim
Yada onlar yalandı hayatımda
Neredeyse bütün güllerden nefret edecekken
..
cennetin iyi yerinden yer isteyen cemaate iyice sarılsın
tirmizi cennet renkten renge bürünür cennetin her
köşesinde ölümsüz gençler dolaşır gezenin ne elbisesi
eskir nede bişeye kafası bozulur iri gözlü huriler konaklama
yerlerinde ikamet eder cennetin zenginlerine 70 bin erkek
70 bin kadın hizmetçi hizmet eder
..
Yeşil bir cennet bahçesiydi gözlerin.
Hep inanmak istesem de kuşkuluydu sözlerin.
Sen kalan son sigaram,bense senin tiryakin.
Ben içmeye kıyamazken elden ele gezersin
Cennet bahçesinde aşk yasaklı meyve.
Bu meyveyi yemiş Adem, vay halimize!
..
Cennet yüzlüm Cennet gözlüm
Sen Cennet'ten güzelmisin
Tatlı dillim doğru sözlüm
Sen Cennet'ten güzelmisin
Dursun kalbim dönsün dünya
Sen başıma oldun bela
..
SEVGİNİN ATEŞ ÇEMBERİ veya HER GÜN 14 ŞUBAT
Divan edebiyatımızın yaşayan ismi İskender Pala, “Bir Aşk Hikâyesi” çalışmasında, aşk ve sevgiyi, mum ile pervane böceğini örnek vererek anlatır. Pala’ya göre aşk, bir farkına varış, bir idrak meselesidir. Aşk ateşini bizim bildiğimizin aksine, sevilende olduğunu ve bu ateşle seveni kendine pervane yaptığını ifade etmektedir. Pervane kendinden geçerek dairesel bir eksende yanan mum ateşinin etrafında döner durur. Bu ateşin öyle bir cezbesi vardır ki, mistik düşüncedeki nefsi kötülüklerinden arındırmak için nefsin ateşe sokulması gibidir. Bu merkezkaç çemberde cezbeyle ateşe yaklaşmak aşk ve cesaret artırır. Cesur olmayan kişi zaten kendini ateşlere koşturamaz.
Cesaretin mümessili pervane, aşkının ateşiyle tıpkı İbrahim’i teslimiyetle ateşlere girer. İbrahim’e serinlik olan ateş, pervaneye serinlikten de öte Cennet Vadilerine götürür. Pervane, Cennet yamaçlarının vadilerinde süzülürken, mumun bundan hiç haberi bile yoktur, olmasına da zaten gerekte yoktur. Çünkü pervane, kendi aşk ateşinin potasında yanarak, yokluktan gerçek benliğine ulaşmıştır. Hayat ipliği yanan mum da ağlar, ama ağlaması onun yüreğindeki acıyı dindireceği yerde ateşini artırır. Çünkü akıttığı gözyaşı, kendinin yakıt kaynağı olmuştur. Yandıkça hayat kaynağı olan ipi biter ve aynı yamaçların vadilerine hicret ederler. Bu öyle güzel bir hicrettir ki, aynı vadinin yamaçlarındaki saraylarda birlikteliği getirecektir.
Ferhat ile Şirin, birbirlerine olan aşk ateşini birleştirdiklerinden bu meşale hala ışık ve ısısını kaybetmeden günümüze kadar geldi. Kays ile Leyla da aynı meşaleye bayraktarlık yaptıklarından ölümsüzlük âşık-maşuk meşalesindeki yerlerini hiç kaybetmemektedirler. O hâlde, hayat kaynağını ateşe vermeler ve bu ateşin etrafında pervane olmanın bir bedeli vardır. Hani mistisizmdeki nefsi kurban etme, benlikten arınma gibi. Nasıl ki bir derviş, belirlen yola girmek için, nefsindeki ateşi ateşlere atarak menzil bulur ve aşk yolunda ilerleyip makamlara erer. Tıpkı bunun gibi, ateşlerde yokluktan gerçek benliğe ulaşılarak, ebedi vadilere uzana yollara meşale olunur. Ateşin gücü nispetinde aşk yolu aydınlanır. Bu yolda pişmeden meşale olunmaz ve Cennet vadilerinin yamaçlarına uzanacak menzillere ulaşılamaz.
Aşk, yaldızlı sözlerle birlerini aldatmakla olmaz. Çünkü aşk öyle bir kutsal değerdir ki sevgiliye dahi açıklanması onun kutsallığını bitirir. Bu durumu İbni Sina’nın bir genci tedavideki olayı çok iyi açıklamaktadır. Anlatılana göre, İbni Sina, hastalığı bir türlü teşhis edilemeyen bir delikanlının başucunda oturur ve sohbet etmeye başlar. Konuşma esnasında sevgilisiyle ilgili olabilecek bahisler açıldıkça delikanlının nabzı hızlanır. Sonunda büyük hekim, kalp atım hızındaki değişikliklerinden, gencin kime âşık olduğunu ve maşukunun nerede yaşadığını tespit eder. Aşk ateşinin içinde olan bu genç, kendini maşukunun potasında erittiğinden konuşacak mecali kalmamıştır. Kalbi onun sevgisinde ateş çemberi oluşturduğundan, onunla ilgili bir konu mevzu bahis olduğunda kalbi cesaretle çarpmaktadır.
Günümüzde böyle aşkların yerini aldatma ve gönül eğlendirmeler aldığından maymun iştahlı olarak her yerde sevgiden, sevgiliden çok rahat söz edilebilmektedir. Bu sevgiler, hayatımızın en geniş alanını işgal eden sanal âlemde kendini daha iyi hissettirmektedir. Aşk ve sevgi sanal olması hasebiyle yaşanılanlarda sanallıktan öteye geçememektedir. Birkaç örnekle olayları resmedecek olursak; – Bana NİCK’ ini verir misin? — MESİNNCIR adresini verebilir misin? , — Sana sevgili. com’dan gül gibi gül gönderdim nasıl, güzel mi? - Senin SERVER’ına girdim oradaki Hasan Ali, Ahmet de kim? - Ben de geçen gün seninkine girmiştim. Peki, seninkinde ki Aylin, Selin, Kulin de kim? – Sevgilim, ben seni aynı burçtan olduğumuz, aynı dizi ve filmleri beğendiğimiz ve dahası aynı kültürün insanları odlumuzu düşündüğümüz için sevmiştim. Ne yazık ki aynı burçlardan da olsak, demek ki düşünce dünyamız hiçte barışık değilmiş. Seninle artık ilişkimi kesiyorum. – Bende seni aynı şekilde zannetmiştim, üstelik cömertçe yaklaşımlarından dolayı, ama hiçte öyle değilmişsin kanka. Seni onun için siliyor ve engelliyorum.
Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun şimdi yaşasalardı sanal âlemde duygularını açıklayabilirler miydi veya bunlar kadar maymun iştahıyla hareket sergileyebilirlerimiydi? Hepsinde de öte yaşadıkları aşkın ateşin yanmaktan koruyabilirler miydi? Ben inanıyorum ki, yine aşklarını klavye ve fareyi kullanarak anlatmaktan hayâ eder ve aynı ateşlerde olmasa da benzerlerini girmekten kendilerini kurtaramazlardı. Çağın şartlarından azda olsa etkilenmelerini düşünecek olursak, Hürrem Sultan ile Kanuni Sultan Süleyman ve Erzurumlu İ. Hakkı Hz.lerinin eşine yazdıklarından çokta fazla ileriye gidemezlerdi. Bunlar yine hiçbir şekilde çağımızın, ne erotomanik aşk, ne paranoid aşk, ne anti sosyal aşk, nede depresif aşk hastalıklarına yakalanırlardı. Aşklarının kimyası ve fiziği sanal âlemde nüksedip reaksiyon göstermez ve mutasyona da uğramazdı..
..
CEHENNEMDE UYANIR
Belki de son bir sözüm, belki son bir mesajım,
Bir tek Yaradan bilir, Ahret’teki yerimi.
Bir eser bırakırsam, dünyada yaşar adım.
Ahret’teki yerini, yobazlar Cennet sanır.
Kul hakkını yiyenler, cehennemde uyanır.
..
Neşe saçardık çevreye tavla oynayışımızda
Ayağa kalkardık ada her çift atışımızda
Birbirimize sevgi verirdik her buluştuğumuzda
Tohum verirdim, fidan alırdım her karşılaştığımızda
Seni hep anardık her mutluluğumuzda
Tabiattan güzellikten her konuştuğumuzda
..
Sen gelmeyince açmaz gönlümün gülü
Gözlerim hep yaşlı kalbim hüzünlü
Merak ediyorum gelecegin günü
Bitir bu hasreti gel cennet bülbülü
Karanlık geceme sen ışık oldun
Canımsın kalbime sen yuva kurdun
..
Kin ve nefret tohumlarının ekilmediği,
İnsanların din ve dillerinden dolayı ayrılmadığı,
Fidan gibi gençlerin; ayyıldızlı bayrağa sarılmadığı,
Bir cennet yurdum olsun; bu VATAN.
Kürdüyle,Türkmeniyle,Çerkeziyle,Lazıyla,
Anadoludaki aşıkların dertli sazıyla,
..



