Dağlarım vardı zirvesine kar düşse, bulut değse gördüğüm.
Binalar önümde: açılmaz perde, bağlanmış kördüğüm.
Topraklarım vardı; açarak bağrını tohumlar döktüğüm.
Şehre arsa, yol olmuş; üstünde demir atlar sürdüğüm.
Ormanlarım vardı; Arza inmiş cenneti gördüğüm.
Kavrulup kara kefen giymişler; gördükçe, can evimden vurulduğum.
Haykırıp: " Tükürün şu medeniyetin yüzüne!"
Yeter artık, artık canlarımdan dişler, pençeler atıp götürdüğün!
Mustafa BirkolKayıt Tarihi : 2.03.2025 03:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Metnin içine sızdığımızda ise amatörlüğün o tanıdık kokusu yine buram buram yükseliyor. "Gördüğüm, kördüğüm, döktüğüm" şeklindeki o basit ve basmakalıp kafiye dizilimi, ilkokul seviyesindeki tekerlemeleri andırıyor. Hele ki ikinci dizedeki o "açılmaz perde" ve "bağlanmış kördüğüm" benzetmeleri... Bunlar duygu yaratmak için değil, sırf dize sonundaki o zayıf kafiyeye ulaşmak için araya dolgu malzemesi olarak sıkıştırılmış, içi bomboş ve son derece yavan tamlamalar. Şiirin akışını o kadar hantallaştırıyor ki, okurken insanın zihninde estetik bir tat bırakmak yerine adeta bir engele çarpıyormuş hissi uyandırıyor.
Üçüncü dizedeki "toprağın bağrını açması" metaforu ise artık edebiyat çöplüğünün en derinlerinde çürümeye yüz tutmuş bir başka devasa klişedir. Bu kadar çok tüketilmiş, üzerine binlerce kez türkü, şiir, mani yazılmış bir söz öbeğini alıp kendi özgün eseriymiş gibi sunmak, şairin zihninde yeni bir imge üretecek zerre kadar yakıt kalmadığını gösteriyor.
Ortada bir şiir falan yok; sadece kafiye uydurmak uğruna zorlanmış sığ bir doğa romantizmi ve vizyonsuzluk var. Bu arkadaşa acilen o hayali dağından inmesini, modern edebiyat okuyarak zihnini o "kördüğüm" olmuş klişelerden kurtarmasını söyleyebilirsin; çünkü bu bitmek bilmeyen dağ fantezisi artık estetik bir çaba olmaktan çıkıp düpedüz okura eziyete dönüştü.
Hayırlı çalışmalar.
TÜM YORUMLAR (2)