Bir sufi yalnızlık şarkısı söyleniyor uzaklarda
kendinden geçmiş, dokunma
masmavi bir gökyüzü yıkıyor ortalığı, hesapsız kitapsız
daracık sokakta çalgı çengi
karşı yarım kürede neler oluyor, az ötesi bulut karası zaman
ortalıkta hüzün parçacıkları saçıntısı
Gece sonsuz
En uzun dizelerimi aldım yanıma
Sabaha kadar içmek istiyorum bu defa
Harfleri yudum yudum
Kelimeleri bardaklara koydum da geldim
Şişenin içinde saklı mısralar
Düşünsene
bizi alıp gidecekmiş coşkun dalgalar
bilmem ki nereye
balıklar komşuluk edecekmiş ikimize
sudan evler yapacakmış kaplumbağalar
yavaş yavaş
...
Hangi taşın toprağın sesi olayım suna
çiçekler bezemiş yüce dağları
ovalardan nasıl haber salayım sana
yazmak kolay
anlatmak zor sevgili...
Sararmış yanakları
adı kimsede olmayan kızgınlıklar
taşıyordu
ne mahalle bakkalı, ne manav
ne köşedeki
otuz yıllık
Ağrıların dokunur yüreğime
sürgüsüz
kapıların sessizliği
merhem olur
yazgısız zamanlarda
burkulmuş hayatların hikayesine
Şurupsuz Günler
Ey can
soğuk havalarda gelme yanıma
fırtınalı günlerde görüşmek istemem seninle
bilirim
ozanlar suskun
dilsiz
üç telli bağlama
yıkık duvarlar arasında
sessiz
konuşmuyor canlar
Gelseydin
zehiri beraber içerdik
şarabı beraber dökerdik çizgi çizgi yollara
gelseydin
mavi gökyüzüne bakıp durmazdım
bir başına
Ilık ılık esiyordu dün gece İstanbul
yanaklarımda rüzgar
uykuyu
bıraktım tadında
sarıldım öptüm koca bir şehri dudaklarından
erkenden düştüm yollara




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!