Bugün Cuma…
Mesajlar dolaşır elden ele,
“Cumamız mübarek olsun” denir beni ademe.
Peki, cuma sevinci düşüyor mu kalplere?
Yoksa güzel sözler mi kalıyor yalnızca dillerde?
Bir selâm gönderilir, bir dua eklenir,
Güzel dilekler satırlara özenle dizilir.
Lâkin insanın hâli kendi sözüyle ölçülür;
Dil başka şey söyler de gönül başka türlü görünür.
Bugün Cuma…
Bir Yâsîn okunur, Tebâreke tilâvet edilir,
Her harfin üstünde durulur, her âyet tekrarlanır.
Mushaf’ın sayfaları edeple çevrilir;
Peki, gönlün kapısı mushaf'a ne zaman açılır?
Âyetler okunurken gözler satırda kalır,
Nice güzel hakikat işitilir de unutulur.
Kur’an yalnızca sesle mi hayata katılır?
Yoksa insan yaşadıkça mı hakikat anlaşılır?
Aynaya bakıp yüzümüzde kusur ararız,
Başkalarının hatasını bir bir sayarız.
Kendi nefsimize gelince susar, uzaklaşırız;
Başkalarını yargılarken kendimizi bırakırız.
Bugün Cuma…
En güzel libas çıkarılır, en güzel koku sürülür,
Keşke gönüldeki kibir de bir kenara dökülse.
Biraz merhamet eklense, biraz gurur kırılsa,
İşte o zaman kırık gönüler yeniden hayata tutunur.
Çünkü insanı yücelten ne makamdır ne şan,
Bir gönle dokunabilmektir insanı insan kılan.
Dünyada nice zengin var, gönlü yine de viran;
Bir yetimin tebessümüdür bazen en büyük ihsan.
Bugün Cuma…
Hutbe okunur minberde, her söz hikmet taşır,
Kulak işitir söyleneni, gönül başka yere kaçar.
İnsan bir an düşünür, sonra yine dünyaya dalar;
Bir saatlik nasihat, niçin bir haftaya taşınmaz?
Minberden yükselen söz kalbe uğrasa bir kere,
Belki merhamet çoğalır, umut doğar her yere.
Hutbe dışta değil, hayatın içinde
İşitilen hakikat yaşatılsa keşke.
Bugün Cuma…
Kabirlerden söz edilir, başlar önüne eğilir,
Ölümün soğuk gerçeği bir an gönülde hissedilir.
Camiden çıkınca sanki her şey değişiverir;
Ölüm herkese yakınken insan niçin uzak bilir?
Bir gün bizim de adımız bir duada anılır,
Bir avuç toprak üstümüze sessizce bırakılır.
Dün peşinden koştuğumuz ne varsa geride kalır;
İnsandan geriye ancak yaptığı iyilik kalır.
Her nefes bir emanet, her gün bir vedadır,
Gençlik de geçip gider, dünya da bir rüyadır.
İnsan sonsuzluk ister, ömürse bir seferdir;
Asıl kayıp, yaşayıp da ne için yaşadığını bilmemektir.
Bugün Cuma…
Rahmet kapısı açık, mağfiret ummana benzer,
Kul Rabb’ine yönelince karanlıklar aydınlanır.
Lâkin tövbe yalnız dille söylenip bırakılmaz;
Günah terk edilmedikçe pişmanlık tamamlanmaz.
Secdeye varmak güzel, gönülden bağlanmak gerek,
Hakkı söylemek kadar hak üzere yaşamak gerek.
Kendini hesaba çekip kusurunu görmek gerek;
Rabb’in rızasını her şeyden üstün tutmak gerek.
Bugün Cuma…
Belki son ezanındır, kim bilebilir?
Belki son secdendir, bir daha kim kılabilir?
Belki son “Âmin”indir, bu sefer;
Ömür dediğin bir kar tanesi, eriyip giden bir seher.
Tutmak istersin zamanı, avuçlarından kayar,
İnsan nice yarın kurar, ecel kapısını çalar.
Dünya bir konak yeri, yolcu olan herkes gider;
Ne servet kalır ne şöhret, yalnız amellerin yeter.
Bugün Cuma…
Mesele yalnız camiye varmak değildir;
Asıl mesele, çıkınca da güzel kalabilmektir.
Mesele Yâsîn’i okuyup bitirmek değildir;
Okuduğun hakikatle hayatını değiştirebilmektir.
Mesele hutbeyi dinleyip dağılmak değildir;
Bir nasihati ömrün boyunca taşıyabilmektir.
Mesele saf tutup omuz omuza durmak değildir;
Kardeşin düştüğünde elinden tutabilmektir.
Mesele tesbihi çekip duayı bitirmek değildir;
Dua ettiğin ahlâkla yaşamayı bilmektir.
O hâlde sor kendine, ey gönül:
Bugün Cuma… Peki, sen neredesin?
Saflarda mısın yalnızca, yoksa Hakk’ın izinde misin?
Cuma mı geçti ömründen, yoksa ömür mü geçti?
Kaç cuma daha bekleyeceksin, kendine gelmek için?
Kayıt Tarihi : 16.10.2026 00:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!