Bir unvanın arkasındaki o koca gölge,
kendi çekirdeğine çekilir, ışıklar sönünce.
Görkem, yüksek tavanlı odalarda kuruyan bir yankıdır artık;
zamansa parmakların arasından süzülen soğuk bir kül...
Koltuk boşalır, kırılır kalkanı makamın;
tüm sıfatlarından soyunur birer birer aynadaki yüz.
Rızık kaygısında baş eğen emekçiye
fütursuzca savrulan emirler silinir.
Kapı eşiklerinde bir toz yumağı gibi
biriken o sahte hürmet süpürülür.
Hiçliğin kıyısında kendi ağırlığınca duran
kederli bir varlık kalır sadece.
Güç dediğin, eğer taşınmışsa dışarıdan,
bırakıldığı an yutar taşıyanı, amansız bir kuyuda.
Ama varoluş, kendi kökünden beslenmişse eğer,
ne eksilir düşen rütbenin gürültüsüyle
ne çoğalır yükselen alkışın köpüğüyle.
Çünkü insan olmak, sahip olunan bir mülk değil;
tüm fırtınalar dindiğinde,
bozkırın ortasında ayakta kalabilme sanatıdır.
Ve en nihayetinde, bütün unvanlar sessizliğin harabesine teslim olduğunda,
derin ve kuytu bir boşlukta yankılanan soru tektir:
Sıfatların ötesinde, o çıplak hakikatte;
neysen, osun.
Kayıt Tarihi : 22.07.2026 12:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!