Bitmeyen Yol Şiiri - Kubilay Demirkaya

Kubilay Demirkaya
219

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Bitmeyen Yol

İstikamet parçalandı: Dur dünya,
Makbul bir diyarı bulsun son umut.
Çulsuz varlığımı sardı fos mumya
Batsın benle yere çürüten tabut.

Baştan aşağıya dökül düz mihnet
Çile dolu çanak bal vermez bana
Karıncalı gözler suskun devam et!
İhtiyaç duyma sen şöhrete şana

Devrildi gök kubbe, sarsıldı düz yol
Esrarlı perdeler en meşhur duvar.
Hıçkırık kuşları al beni yok ol,
Yanım da erdemlik okkalı zarar.

Saklarım bir nefes en zor günüme
Tat alsam da, cürüm suyu pek renksiz
Üşenen gerçeğin gitsem yönüne
Yaşayamam gerçek senden habersiz

Bende bir insanım, etten yapılı
Tımar çek sırtıma ihlâs içen sır.
Ver bana sıkıntı, sar beni ramlı,
Sökülsün, geçmişi besleyen hatır

Kaldırma başını eskici matem,
Kovduğun mah yüzlü gülüş nerede?
Baki kalmak için destek istemem
Bitmeyen çileler devasa künde

Katran dökülüyor ıssız yoluma
Sanki gök kubbeden iner kıyamet
Dağıl git ruhtaki ey merbut yama!
Bu ne alçak ifna, bu ne rezalet

Sön, gergef işleyen fırsatçı zaman,
Kanlı şafak vaktin bilenmiş hançer.
Yanıp sönen yüzün gizli bir hazan;
Zift tutan boş resmin ufkumu biçer.
.
.
.
.

İsli lamba sönme bul ebediyeti
Aşılmaz dağ değil mimari boşluk
Mavi tülbent aç; gör beşeriyeti
İnsanlık duygusuz dalından kopuk

Başını çevir bak, ölümden korkma!
Kutsa inziva, baş yoldaşı budur.
Verdi berzah nuru şanlı makama
Ak cennet otağı şerbet doludur.

Yaşam bu; boşlukta asılı çakıl,
Taşınmış yerinden mizan satan gök!
Çeker mi öfkeyi sebatsız bir kıl
Bu mizan tokmaklık sararmış bir kök

Dara çarmıhında doyumsuz huylar
Dünyalık nafaka, çiğ nefisler aç!
Çatla boş ömürlük sonun bir mezar
Budur teslimiyet, budur ihtiyaç

Zikretti ruhumda tüten bir nokta:
-Hangi hayat dolu yaşatır, heyhat!
Pişmanlık saklanan ispatlı hata,
Sancı mutfağında düpedüz bayat

Kapat hüsran kapat eski defteri,
Renkli hayat zevk desenli bir kilim
Rütben fedakârlık; pas geç değeri
Baş tacı doğruyu boşlamak vahim

Boyun eğmem sana kırk dilli zahmet,
Sürgün sonum olur, ölüm iyi hal!
Döküntü şu halim şapkalık ibret
Al beni iltimas, yap beni hamal

Yağmur özler deme, çağırdı toprak
Niçin tabut ağır kefensiz beden?
Ecel çatık kaşlı, vicdanı patlak,
Öp beni seccadem öp beni yerden.
.
.
.
.

Münzevi bu balık, okyanus derin;
Çorak toprak gürler yuvasız bir kuş
Dualar dergâh açtı gönlünce sevin
Çekinme apak dil, çekinme konuş!

Can suyum kuru sen, tekmilin kabir
Gölgeler buluttan geç kurtulacak
Dünya tozlu bir yurt, külde devinir
Vitrinler gerildi kim koklayacak?

Suskun kalma seda keşkeşana kaç!
Hak yolu mukaddes, doğrul tok avaz.
Kalk ayağa niyet, bana kucak aç
Ehli minnet saydam, sevinsin niyaz.

Daima dürüst ol yaşam tokmağı
Başında dik dursun güçlü itikat
Soğuk sıska umut doku hak ağı
Mahsul doğuverir makul hakikat.

Dokun sen güzellik, bu sırlı tarif
Kirli bir aynayı parlatmak başka
Bom boz bir saadet zamlı muhalif
Saklanan pazarda satılan hırka

Şu gazaba hükmet deli işkence
Sihirli hınç dolu dokunan değnek
Menhus muhabbeti vurmuş kelepçe
Kazanmış gibi dur çokbilmiş felek.

Zihnim tutunacak bir dal aradı!
Son çare sığacak, pürüzsüz bir dal.
Merheme ihtiyaç artık kalmadı!
Kat beni toprağa; bak afal,afal

İştahlı âmâ dağ, sarsılmaz blok
Önümde tümsekler nasıl geçeyim?
Beynime çakılı zimmetli bir stok,
Tut elimden kaldır vefa, göreyim!
.
.
.
.

Karanlıkta beyaz bir ışık hızı,
Niçin aldatıyor insanı uzak?
Bir düşün; yaşamak alınca hazzı,
Hangi fasıl, neye açacak kucak?

Ruhuma yapışma taş dolu heybe
Zemzem nur suyudur; iç, sükut yürü
Dil küpü getir ver ettinse tövbe,
Boş küfede çürük akıl bir sürü.

Ben miyim bir dilim ödünç kefaret?
Ben miyim sihirli aynaya bakan?
Güneş kabus değil yalancı cennet
Var olmak ne mümkün, ilgisiz yoktan!

Bu nasıl bir dünya karmaşık,kaç fit?
Sarkıttı boş beşik, sevinir cinler
Uğradığım hane tükenmiş gel-git
Şehvet pınarından kov beni heder.

Tılsımlı veda sun; el,ayak garip
Ve nerede gezer gizemli duman?
Çoğalmış yarama tuz eken tabip
Astı şu boynuma pasaklı ferman

Pişman olmaz zillet, dipdiri bir can
Şahlanmış bir heykel övülmez dille
Şu pasak meymenet dik başlı hicran,
Heybem dolu durur, en büyük çile.

Ayrık yolda buhran sarılır cana
Gitmeye bir takat versin kılavuz
Nasip teferrüttür, iç kana-kana
Kim bilir hangi yön, hangi yolumuz

Koştur, sevgileri tut sen iyilik,
Yoluna gül dökmez fırsatçı huzur.
Durduğum durakta çakma eşitlik
Bilmeceli devran, bitmez yokuştur.

Kubilay Demirkaya
Kayıt Tarihi : 14.1.2014 19:25:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!