Bir sabah kapımızı çaldığında şu ölüm,
Bir ihtiyar sessizce karşımda ağlıyordu,
Kızı Babam! diyordu, soldu taptaze gülüm,
Can çıkarken dünyadan, sessizce gülüyordu.
Komşular birer birer geldiler feryatlarla,
Kimi Rahmet! diyordu, kimi üzgün hatlarla,
Kimi ölen insanın, malındaki yoklarla,
İyi insandı deyip, gözleri doluyordu.
Bir kadın başucunda sessiz sessiz ağladı,
Bir başkası yanında, bir fotoğraf bağladı,
Büyük kayıp diyerek yürekleri dağladı,
Şöyle etrafa bakıp, hayale dalıyordu.
Bir köşede üç adam dünya işi konuşur,
Biri işlerin hâline, siyasetçe yanaşır,
Ölüm yanı başında, sonsuzlukla tanışır,
Kimi kabir başında, kendine geliyordu.
Hoca geldi, saf tuttu, hep beraber namazda,
Biraz önce konuşan, dil kalmadı niyazda,
Tekbirlerle yükseldi tabutlar her omuzda,
Salih amel diyerek, sevinçle salıyordu.
Biri saf değiştirdi, gömlek yakası düzgün,
Birisi öne geçti, görmek olur mu; mümkün?
Birisi dua etti, dil ucuyla hep üzgün,
Kimi cansız yatarken, kimi can oluyordu.
Musalla taşı soğuk, merhum ondan da soğuk,
Başında duranların çoğu dertlerle boğuk,
Hakkı helâl ederken, herkesin başı eğik
Dün hak yiyenler bugün helallik diliyordu.
Mezarlık yol boyunca, konvoy uzadı gitti,
Önde birkaç gerçek dost, arkada insan bitti,
Kimi yetişemedi, kimi yorulup yattı,
Bu vuslat insanları, kederle eliyordu.
Kabir başına vardık, toprak sessiz, gök sessiz,
Dünya denilen handa, duygu donuk, kalp hissiz,
Bir avuç toprak için, ameller şimdi eşsiz,
İnsan yaşasa bile, zamanla ölüyordu.
Fatihanın ardından, eller göğe kalkardı,
Kimi gerçek ağlardı, kimi yüzü saklardı,
Kimi sabırsızlıkla, telefonu yoklardı,
Rahmet arayan ruhlar, hep yalnız kalıyordu.
Sonra herkes dağıldı, kaldı toprak altında,
Yığınla toprak kaldı, yatan canın üstünde,
Ölen gider sessizce, kalanların kastında,
Varlığın karşısında, yokluğu biliyordu.
Kızı kaldı başında, gözleri yaşla dolu,
Oğlan biraz uzakta, elinde duman yolu,
Bir baba gömülürken, ağlardı Hakkın kulu,
Her zaman sessizlikte, bir huzur buluyordu.
Dost dediklerimizden kimler sona kalmıştı?
Kimi üzgünüz deyip, hemen işe dalmıştı,
İnsan ölmeden evvel, kiminle dost olmuştu?
Yürekleri burkulup, gözleri doluyordu.
Kendini bu dünyada baki sanan ey insan,
Bir gün senin evinde, kurulacak bu meydan,
Sen de bir gün yatarsın, bu kabirde bir zaman,
Gelen ölüm meleği, ruhunu alıyordu.
O gün makam sorulmaz, mühür olur belgesi,
Ne servetler kurtarır, ne şöhretin gölgesi,
İçteki amellerin, dışa vuran bilgesi,
Defterler kapanırken; saatler çalıyordu.
Ey dost, bak şu mezara, gömüp geldik sanırız,
Asıl mezar kendimiz, ölünce uyanırız,
Cenazeden dönerek, gaflete dayanırız;
Ölenlerin ardından, hayatlar soluyordu.
Kayıt Tarihi : 30.10.2026 08:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Andeliplehece.blogspot.com




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!