Bir Ömre Sığmayan Aşklar Şiiri - Mehmet ...

Mehmet Macit
333

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Bir Ömre Sığmayan Aşklar

(Hikâye)

Kalabalık trafikte ağır ağır ilerlemekteydik. Çok zamandır, iş arkadaşım olan ve yan koltukta oturan Derya’ya bir türlü açılmaya cesaretim olmamış, şu an ise, tüm cesaretimle şansımı denemeye kararlıydım. Derya hafif şekerleme yapar gibiydi.
-Vaktiniz varsa bir yemek yiyelim mi?
Sorduğum soruyu tam anlayamamış olmalı ki,
-Anlayamadım dediğini?
-Şurada bir yerde bir yemek yiyelim mi?
Biraz düşündü,
- Neden olmasın,
Dedi. Arabayı bırakmak için uygun bir yer aramaya başladım.
Derya ile aynı işyerinde çalışmaktaydık. Çok zaman işten beraber çıkar, benim arabamla beraber önce onun mahallesine gelir, ineceği yerde bırakır, yoluma devam ederdim. İstanbul’a gelip aynı işyerinde çalışmaya başladıktan bir süre sonra, onunla merdivende karşılaşmış, kısa bir müddet göz göze geldiğimiz andan sonra, onu düşünmeye başlamıştım. Yemek molalarında yanına yaklaşır tanışmak için fırsat kollardım. Nihayetinde arkadaş gurubunun yardımıyla onunla tanışmış, zamanla birbirimize yakın olmaya başlamıştık. İçimden ona karşı sonsuz bir istek ve arzu duyuyor, onu düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum. Ne zamandır açılmaya muvaffak olamamış, ama ne olursa olsun deyip bu gün açılmaya karar vermiştim. Beni engelleyen nedenlerin başında onun bekâr, benim evli olmam geliyordu. Ama gönül bu, sevdası düşmüştü bir kere aklıma ve bu aşkın ağır baskılarından kurtulamıyordum.
Uygun bir yer bularak arabamızı bıraktık, ardından yakındaki bir lokantada, derin bir sohbet eşliğinde yemeklerimizi yedikten sonra, onu boğaz kıyısındaki çay bahçesine davet ettim. Elimdeydi artık ve açılmaya kararlıydım. Garsona çay söylemiş ve arkasından susmuş, gözlerimi gözlerine dikmiş, ısrarla bakıyordum. Ara sıra gözlerini kaçırıyor, bazen başını öne eğiyor, ama bir şeyler sezinliyor gibiydi.
-Yakın bir arkadaşı var mı Derya?
Dikkatlice yüzüme bakındı, ardından,
-Neden soruyorsun?
-Bak Derya, bu yemek aslında bir bahane, çok zamandır seninle özel konularda konuşmak istiyordum, iznin var mı?
-Söyle bakalım?
-Uzun zamandır senden hoşlandığımı, seni düşünmekten kendimi alamadığımı, oldukça bunalımlı günler geçirdiğimi bil. Seninle yakın arkadaş olmak ve özel anlar yaşamak istiyorum, kısaca seni seviyorum.
Söyleyeceklerimi söylemiş meramımı anlatmış, içim rahatlamıştım. Sürekli olarak beni rahatsız eden duyguların baskısından bir an önce kurtulmak istiyor, ne olacaksa olsun diyordum ve artık olan da olmuştu. Karşımdaki kadın çok güzel olmamakla birlikte, sevgi dolu, dünya tatlısı, içten bir kadındı. Zaten onun bu halleri beni çok etkilemişti. Bir iki yutkundu ardından,
-Çok mu istiyorsun beni, hem sen evli değil misin?
En acı yerimden vurmuştu beni, evli olmamı söylemesine hayli gerilmiştim, ona dönerek,
-Evli bir insan bir başkasını sevemez mi? Mecburi zorunluluklarımın sıkıntıları içinde yürütmeye çalıştığım bir evliliğim var, sevginin olmadığı, sadece karşılıklı saygı temelinde yürüyen evlilikte, benim bir başkasına gönül vermemi neden yadırgıyorsun? İçinde bana karşı bir sıcaklık yoksa açıkça söyle, sözlerimi de duymamış ol.
Sesim biraz sert çıkmış olmalı ki, bir müddet sustu ve akabinde;
-Beni bu kadar deriden sevdiğini tahmin edemezdim, uzun zamandır, cinsel arzularla bana baktığını sanıyordum. Demek ki mesele daha vahim durumda ve ateş bacayı sarmış.
Deyince ben daha çok şaşırmış bu çıkışa bir anlam verememiştim. O konuşmasına devam ederek;
-Çoktandır bana açılmanı bekliyor, gün geçtikçe de herhalde yanılıyorum diye, kendimi geçiştiriyordum. Demek bana ilgin doğuymuş. Aslında bende sana karşı boş değilim.
Sustu ve utanır gibi oldu. Açık sözlü bir insan olması, bu sözleri söylemesine neden olmuştu. Bende bu yüzden onu çok sevmiş değil miydim?
Arabaya doğru giderken hiç konuşmadık, evine davet edince, beraberce evine gittik. Anne ve babası memlekette olduğu için ev müsaitti. Amacım biraz daha sohbet ve birer bardak çay içmekti, ancak eve girer girmez bir anda birbirimize sarıldık ve karşı konulamayacak arzuların ve nefsin isteklerine uyarak, çılgınca sevişmelerin ardından birbirimizin olmuştuk. Kendimize geldiğimizde aramızda geçenlerden pişmanlık duymamış ve zaman içinde bulduğumuz her fırsatta deliler gibi birbirimize koşmuştuk. Günler geçtikçe aramızdaki sevgi daha da artmış, işin sonunu düşünmeden, ben eşime, o anne ve babasına ihanet ederek günah işlemeye devam etmiştik.

Hayatım boyunca canımın yandığı sayılı günlerden biriydi. Boğazın kıyısında bir çay bahçesine oturur oturmaz bana dönerek;
-Artık ayrılma zamanımız geldi Turgay, bu ilişki uzadıkça canımızı çok yakacak. Sen bana bir gelecek veremezsin, en iyisi sevgimizin doruk noktasında birbirimize veda edelim ve birbirimizi hep güzellikler içinde analım. Belki bende evlenir yeni bir hayata başlarım.
Aklım başımdan gitmiş, ne yapacağımı şaşırmıştım. Eminim ki canını ver deseydi o an seve seve verirdim, ama canımdan çok sevdiğim ve kendisini kırmaktan korktuğum insan, ayrılmak istiyordu. Karşı koymanın bir anlamının olmayacağını biliyordum. Kesin konuşan ve kararlı bir yapısı vardı, şayet söyledikleri şaka değilse, uymaya mecbur kalacaktım.
-Şaka yapmıyorsun değil mi?
Çok ciddileşti ve
-Bu konuların şakası olur mu Turgay, çok ciddiyim ve sana hoşça kal deme zamanım geldi bile.
Ayağa kalktı, son kez göz göze geldiğimizde, gözlerinin içinde ışıldayan sevgi dolu bakışlar yerine, endişe dolu bakışlar vardı. İrkildim, bir şey diyemedim. Beş aydır büyük bir aşkla bağrıma bastığım kadınım gidiyordu, arkasına bile bakmadan.
Birkaç gün geçmişti ki, Derya İstanbul’un karşı tarafında yeni işyerine tayin olmuş, bağları tamamen koparmıştı. Bende, bir yıl sonra Anadolu’nun küçük bir ilçesine tayin istemiş, sorun dolu evliliğimle hayatıma devam ediyordum.

Sonbaharın insanı ısıtan güneşinde sakin denizi seyrediyor, kendimi kıyıların güzelliği ile oyalıyor, hayatımda ki hata ve sevaplarımı unutmaya çalışıyordum. Ancak yıllar geçmiş olsa da, Derya’yı unutmam mümkün olmuyordu. Sanki engin denizden gelecek bir gemiden karşıma çıkacak ve ayrılmamak üzere birbirimize sarılacaktık. Çoğu zamanlar kendi halinde, hiçbir şeye karışmayan, kendini hayatın akışına bırakmış, geçmişte yaşar gibi bir haldeydim. Benim için artık bir gelecek yoktu, olamazdı. Çocuklar büyümüş, biri evlenmiş, diğeri başka bir ilde okuyor, eşim ise kendi dünyasında, o çok sevdiği komşular arası günlerde zaman tüketiyor, birbirimizden kopuk, zamana direniyorduk.
Kumlar üzerinde ağır ağır yürürken, telefonum çaldı. Açtım, tanımadığım bir numara;
-Alo, buyurum,
-Alo Turgay,
Uzun bir sessizlik…
Yıllar sonra onun sesini duyuyordum. Telefona cevap vermek istiyor, lakin dilim dönmüyordu.
-Alo Turgay, Turgay orda mısın?
-Evet, buradayım Derya, sensin değil mi?
-Evet, benim Derya, nasılsın Turgay?
-Teşekkür ederim Derya, bunca yıldan sonra aramana çok şaşırdım. Kötü bir şey yoktur inşallah?
Kısa süre içinde yaşadığım şokla ter içinde kalmış, kalbim duracak gibi oluyordu. Kendimi kumlara bırakırken;
-Kötü bir şey yok Turgay, seninle görüşmek istiyorum, telefonda olmaz, mümkünse en kısa zamanda.
-Elbette Derya, bana adres verir misin?
Adresi alıp telaş içinde eve doğru yola çıktım. Bunca yıldan sonra neden? Aklıma neler geliyor neler.
Ne olmuştu acaba, babası veya annesine mi bir şey olmuştu. Olduysa da beni neden aradı? Endişe ve farklı düşünceler içinde eve vardığımda, eşim bendeki değişikliği anlamış, sorsa da cevap alamayınca kendi işine dalmıştı. İstanbul’a gideceğimi söyleyince de kem küm etmiş, arkasını bırakmıştı.
Kısa bir hazırlığın ardından otobüs bileti aldım ve akşamleyin yola çıkmıştım bile.
İstanbul’a indiğimde telefon ettim, bana bir adres verdi, orada görüşelim dedi. Verdiği adrese gittim, heyecan ve korku içinde beklemeye başladım. Bir müddet sonra oturduğum yerden gelişini gördüm.
Bir zamanlar delicesine bağlandığım, derin bir aşkla sevdiğim, hayatımın en güzel günlerini onunla yaşadığım kadındı. Ona karşı hissettiğim duygular, belki de eskisinden daha güçlüydü. Yaklaştığı zaman yakından batım daha olgunlaşmış, biraz kilo almış, eskisinden daha canlı güzel bir kadın olmuştu. Ayakta karşılaştık ve uzun uzun gözlerine baktım. Bakışlarında yine o ışıl ışıl, sevgi dolu bakışlar vardı. Gülümseyen yüzü ve öpmeye doyamadım dudaklarında ki tebessümle bana seslendi;
-Merhaba Turgay,
-Merhaba Derya,
Derken, içimden bunca sene, birbirimizden ayrı kaldık, acı çektik, değdi mi bu ayrılığa, beni sensiz bırakmaya. Yoksa biriyle mi evlenmişti?
Ben bu düşünceler içindeyken karşılıklı oturduk. Hiç konuşmadan, dakikalarca birbirimize baktık. Çektiğim hasreti unutmuş, heyecanla yerinde duramıyordum, gördüğüm kadarıyla oda öyleydi. İyi de benden ayrılan, belki evlenirim diyen oydu. Ne oldu da şimdi bana sevgi dolu gözlerle bakıyordu.
-Hoş geldin Turgay, beni kırmayıp geldiğin için teşekkür ederim, beni unutmadığın bakışlarından belli oluyor. Hala sevgi dolu sımsıcak bakışların var.
-Yıllar geçti Derya, ne unuttum ne umudumu kestim, bir gün denizden çıkıp gelecek diye, yıllarca denizleri gözledim. Bak, bunca zaman sonra, yine karşılaştık. Söyler misim beni neden çağırdın?
- Uzun hikâye Turgay, sana anlatacağım, merak etme zamanımız çok. Yalnız senden isteğim sakin olman ve beni anlayışla karşılamandır.
Derya çayından bir yudum alıp, derince bir nefes çekti. Anlatacakları zor olmalı diye düşündüm.
-Seninle beraberliğimizin beşinci ayına doğruydu ve ben hamile kalmıştım. Hayatım boyunca sevdiğim insandan bir çocuğum olmasını istedim, ama bu şekilde olmamalıydı. Sen evliydin ve boşanmanı hiçbir zaman istememiştim. Bu durumda bu çocuk nasıl doğacaktı. Babam sert bir insandı ve böyle durumu asla kabul etmezdi. Durumu anneme anlattım, çok kızdı ama sorun ortada ve bir çare bulunmalıydı. Senin bunları bilmemen gerekiyordu. Nasıl tepki vereceğini bilemiyor, işlerin daha da karışmasına fırsat vermek istemiyordum. Bunun için, öncelikle senden ayrılmaya karar vermiştim. Annem çocuğu aldırmam için çok baskı yapıyor, ben kabul etmeye yanaşmıyordum. Bu durumda çocuğu nasıl doğuracaktım?
Tayinimi karşıya aldırdım. Orada çok iyi bir dostum, arkadaşım, hatta abi olarak kabul ettiğim bizim memleketten biri vardı. Onunla, durumu olduğu gibi konuştum ve yardım istedim. Bana evlenmemizi teklif etti ve nasıl olacağını ayrıntıları ile anlattı.
Kâğıt üzerinde evlenecek, ben babamlarla kalacak, çocuk olduktan bir ay sonrada boşanacaktık. Çaresizliğin ne olduğunu bilemezsin Turgay. Korkarak ta olsa İsmail’in teklifini kabul ettim. Bir hafta içinde evlendik. Babam bu evliliğe bir anlam veremiyor, annem ise durumu bildiği için onu oyalayıp duruyordu. Doğum olana kadar kendi evimde ve babamlarla beraberdim. Nihayetinde, çocuğum zamanında ve sorunsuz doğdu.
-Ne yani şimdi benim varlığından bile haberdar olmadığım bir çocuğum mu var? Bunu benden nasıl saklarsın Derya?
Diyerek çıkışmaya çalışsam da, beni sakinleştirmek için ellerimden tuttu ve devam ederek;
-Evet, Turgay. Şu an beş yaşında dünya tatlısı bir kızımız var, adı Melda, hani sen çok severdin bu ismi. Neyse sen dinlemeye devam et,
-Evlendikten boşanana kadar, İsmail’i bir daha görmedim, doğumdan bir ay sonrada İsmail ile anlaşarak boşandık. Bana bu iyiliği yapan bu dostuma ömrüm oldukça minnettar kalacağım. Babam, annem ve kızımla beraber mutlu bir şekilde yaşamaya başladık. Çocuk eve neşe katmış, özellikle babam son yıllarında çok mutu olmuştu. Geçen sene ani bir krizle aramızdan ayrıldı.
-Allah rahmet eylesin.
-Amin. Babamı kaybetmemizin ardından, kızım sürekli olarak babasını sormaya başladı. Uzak bir memlekette olduğunu çok çalıştığını ve sonradan geleceğini söyleyerek oyalamak istedim. Sen de bana her zaman bir kızım olsun derdin. Bütün bunları düşünerek senin ve kızımızın birbirinizden uzak kalmasına gönlüm razı olmadı. Annemin onayını aldıktan sonra sana haber verdim. Kısa bir şaşkınlığın ardından belinden tuttuğum gibi Derya’yı havaya kaldırırken,
-Seni çok seviyorum, deliler gibi, çılgınlar gibi Derya diye bağırdığım an, oturduğumuz yerde bulunanlar, şaşkınlıkla bize bakıyorlardı.
Bir taksiye binerek yarım saat sonra evlerine gelmiştik. Kızıma, bu gün babasının geleceğini, babasını almaya gittiğini anlatmış.
-Bakalım seni nasıl karşılayacak?
Zili çaldıktan az sonra kapı açıldığında annesi;
-Sessiz olun, beklemekten yorulup uykuya daldı.
Eve geçip şöyle bir oturduktan sonra kızımı görmek istedim. Beş yaşına gelmiş, varlığından haberim olmayan kızımı ilk defa görecektim. Heyecanım dorukta, zorlukla nefes alıyordum. Odasına gittiğimizde gerçekten tatlı mı tatlı bir kız, yatakta mışıl mışıl uyuyordu. Uzun süre yanında oturdum. Seyretmeye doyamıyor, yanından ayrılmak istemiyordum. Kızım, belki de birbirinden tatlı rüyalar görüyordu. Odasının duvarına, yıllar öncesi annesiyle çektirdiğimiz fotoğraf asılmıştı. Oturma odasına geçmiş henüz çay içmeye başlamıştık ki, kapıdan uzun saçlı güzel bir kız, mahmur gözleriyle bize bakıyor, beni tanımaya çalışıyordu. Sonra birden babam gelmiş diyerek, biraz tedirgin, biraz merakla yanıma sokuldu. Gözleri ve bakışları annesini andırıyordu. Kucağıma alıp bağrıma bastığımda, yıllar yılı deniz sahillerinde gözlerimden dökülen hicran yaşlarının aksine, gözümde sakladığım mutluluk yaşları, yüreğimden akıyordu.

Bir nikâh kıyılacaktı. Az sayıda davetli zamanında gelerek yerlerini almış, olgun yaşlarda olan arkadaşlarının evlilik töreninde onları yalnız bırakmamışlardı. Nikâh kıyıldığında, yeni evlilerin arasına giren yirmili yaşlarda genç bir kız, sevinç gözyaşlarına boğulmuş, mutluluktan ağlıyordu.

Mehmet Macit
31.12.2013
Samsun

Mehmet Macit
Kayıt Tarihi : 3.4.2014 22:16:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Mehmet Macit