Bir eylül gününde başladı içimizdeki o kırık notalar,
Rüzgâr ilk defa o kadar soğuk dokundu yüzümüze.
Yapraklar sararıp birer birer toprağa düşerken,
Biz de koptuk kendimizden ve kendi sesimizden...
Hani her mevsimin bir şarkısı vardı ya,
Bizim payımıza düşen, tamamlanamamış bir besteydi;
Her notasında vurulduğumuz, her es'te kendimizi kaybettiğimiz.
O eylül, sadece takvimden dökülen bir yaprak değildi,
İçimizde sessizce büyüyen bir vedanın habercisiydi.
Akşamüstleri çöken o mor gölgelerde aradık birbirimizi,
Oysa sesimiz çoktan uzaklaşmış, yabancılaşmıştı kulağımıza.
Bir keman teli gibi gerildikçe gerildi zaman,
Kopacak yeri biliyorduk da,
Kopmasın diye nefesimizi tutup susmayı seçtik.
Gözlerimizde o eski baharlardan kalma bir leke,
Dilimizde söylenmeye korkulan, yarım kalmış cümleler...
Biz bir eylül gününde terk ettik kendi sevdiklerimizi
İçimizdeki o kırık melodiyi hüznün koynuna bıraktık.
Biliyorduk, artık hiçbir şarkı eskisi gibi tınlamayacaktı;
Çünkü bazı vedalar bir anda değil
Şimdi ne zaman rüzgâr sarı yaprakları sürüklese sokaklarda,
O tanıdık, o hüzünlü beste çalmaya başlar ruhumuzda.
Ne tamamen susar o melodi, ne de bitip huzura kavuşur;
Sadece bir eylül gününden kalma yara gibi,
Kendi kuytusunda sızlar durur...
Kayıt Tarihi : 14.09.2026 18:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!