Bilseydim Anne Şiiri - Yakup Aşık

Yakup Aşık
9

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Bilseydim Anne

Bilseydim Anne

Şimdi seni özlemeye dayanmak mı daha zor anne,
yoksa avazım çıktığı kadar bağırmak isterken
susmak mı?

İnsan, istediği bir şeye “hayır” denilmesini
böyle kolay kabul eder mi?
Bir kere olsun ısrar etmez mi?
Sen ederdin belki…
Sen “hayır” denildiğinde
kırılmadan, sitem etmeden,
sessizce kabul ederdin.

Şimdi düşünüyorum da,
belki de hayata da böyle veda ettin.

Sessizce…

Her akşam
sendeki beni, seninle birlikte sevmeye gelirdim yanına.
Dizlerinin dibinde bulduğum o huzura koşardım.
Senin yanında dünya biraz daha güvenli,
hayat biraz daha katlanılır olurdu.

Meğer insanın evi bazen bir ev değilmiş anne.
Bazen bir annenin yanıymış.

Benim evim sendin.

Sofrada önümde hep
taze, yeni pişmiş, sıcak bir yemek olurdu.
Bir kere bile
“Dünkü yemek var, onu ye.” demezdin.

Şimdi anlıyorum…

Sen bana yalnızca yemek hazırlamıyordun.
Sevgini koyuyordun önüme.

O yemeğin sıcaklığından çok
senin ellerinin sıcaklığıymış içimi ısıtan.

Ben bunu o zaman bilmiyordum.

İnsan bazı şeylerin değerini
kaybettikten sonra anlıyor.

Ne çileli günlerin oldu anne…
Hani Zeytinburnu Göğüs Hastanesi’nde tedavi olurken, dört kardeş hepimiz yanına gelirdik. İçeri almazlardı bizi; pencerenin altında oturup sohbet ederdik. Sonra kalçan kırıldığında aylarca uykusuz kaldın, o acılara dayandın. Bütün bu acılara rağmen, Eyüp gibi iblisi kahreden, dilinden düşürmediğin o iki kelimeye âşıktım: “Senden razıyım.”

Sonra o cümle geliyor aklıma…

Doktorun söylediği o sakin cümle:

“ Tümör kötü huyluymuş.”

Ardından iki kelime:

“Cilt kanseri.”

Ne kadar sıradan söylemişti.

Oysa o iki kelime
benim hayatımdaki en büyük ayrılığın
başlangıcıymış.

Ben bilmiyordum anne.

Bilseydim…

Sana daha çok sarılırdım.

Daha uzun bakardım yüzüne.

Sesini daha dikkatli dinlerdim.

Yanında geçirdiğim hiçbir anı
sıradan sanmazdım.

Ablam ameliyat elbisesini giydirdiğinde
yüzündeki o masumiyeti hâlâ görüyorum.

Şükrün okunuyordu yüzünden.

Rabbinden razı oluşun…

Bir çocuk gibi heyecanlıydın.

Ellerindeki, ayaklarındaki ameliyat bilekliklerinde
isminin son kez yazıldığını
hiçbirimiz bilmiyorduk.

“İyi olacaksın anne.
Hiç korkma, hiç endişelenme.” dedim.

Sen yine her zamanki gibi
Rabbine yaslandın.

“İnşallah oğlum…
İnşallah.
Rabbim neylerse güzel eyler.”

Duan dilindeydi.

Seccaden başucundaydı.

Teyemmüm abdesti aldığın
o kırık kiremit yastığın yanındaydı.

Zikirmatik parmağındaydı.

Sanki hayatının bütün yükünü
Rabbine bırakmıştın.

Ve ben orada,
senin yanında,
bütün bunların son kez yaşandığını
hiç bilmiyordum.

Sonra…

İkinci kattaki ameliyathaneye götürecek
asansörün önünde bekledik.

Ellerini tuttum.

Gözlerine baktım.

O bakışını unutamıyorum anne.

Şimdi geriye dönüp düşündüğümde
sanki sen biliyordun.

Sanki gözlerin
bana söyleyemediğin bir şeyi söylüyordu.

Ama ben bilmiyordum.

Seni bizden alacak
o ameliyathaneye doğru yürürken
ellerini son kez tuttum.

Kapının önünde durduk.

Görevli kapıyı kapatırken
bize el salladın.

Biz de sana el salladık.

Ne garip…

Bir insanın hayatındaki
en son el sallayış olduğunu bilmeden
ne kadar kolay el sallıyor insan.

Sanki biraz sonra çıkacaktın.

Sanki biraz sonra
yine yanında olacaktık.

Sanki hayat
bizi o kapının önünde bırakıp gitmeyecekti.

Ama kapı kapandı.

Ve ben
senin o kapının ardında
benden uzaklaşmaya başladığını
bilmiyordum.

Sonra bir akşam…

Yoğun bakım koridoru.

Dört kardeş.

Hepimizin gözü doktorun ağzında.

Çıkacak tek bir kelimeye
bütün hayatımızı bağlamıştık.

Doktor konuşmaya başladı.

Titrek bir sesle…

Ve o cümleye doğru ilerledi.

Son kelimeye…

Sonra söyledi:

“Kaybettik.”

O an…

Sanki içimden
seninle birlikte sevdiğim
bir parçam da öldü.

Sanki o koridorda
sadece seni değil,
çocukluğumu da kaybettim.

Eve dönüş yolunda
artık aynı ev yoktu.

Aynı hayat yoktu.

Aynı ben yoktum.

Çünkü sen yoktun.

Şimdi seni özlediğimde
içimde kocaman bir boşluk oluyor anne.

Sana koşmak istiyorum.

Ama gidebileceğim bir yer yok.

Dizlerinin dibinde bulduğum huzuru
yeniden arıyorum.

Ama artık o dizler yok.

Sesin yok.

Ellerin yok.

Sıcaklığın yok.

Biliyor musun anne, ben o gece yalnızca seni değil, mandalina kokan ellerini de kaybettim. Hafif yanık, çıtır börekler yapan o elleri… Ama inan, senden daha çok kızıyorum kendime, bana.

Yine de hatıraların var.

Ve bazen…

Bazen bütün bunların
yalnızca kötü bir rüya olmasını diliyorum.

Odanın içindeki sobanın üzerinde
kızaran ekmeğin kokusu gelse…

Siyah önlüğümü,
beyaz yakalığımı giysem…

Çantamı alsam…

Ve senin sesinle uyansam.

Gözlerimi açıp
“Çok şükür, rüyaymış.” desem.

Sana doya doya sarılsam.

Ellerini tutsam.

Yüzüne baksam.

Dizlerinin dibine otursam.

Ve bu kez…

Hiçbir şeyi sıradan görmesem.

Ama olmuyor anne.

Gözlerimi açtığımda
sen yoksun.

Gerçek, bütün acımasızlığıyla
karşımda duruyor.

Ben ona inanmak istemesem de
o benim inanmamı beklemiyor.

Ve insan en çok da buna yanıyor…

Meğer insan
son kez yaşadığını bilmeden yaşıyormuş
bazı anları.

Son kez sarılıyormuş.

Son kez bakıyormuş.

Son kez sesini duyuyormuş.

Son kez ellerini tutuyormuş.

Ve son kez
“İyi olacaksın anne.” diyormuş.

Ben bunların hiçbirini bilmiyordum.

Bilseydim anne…

Bilseydim…

Sana daha uzun bakardım.

Daha sıkı sarılırdım.

Ellerini daha uzun tutardım.

Sesini hafızama kazımak için
daha çok dinlerdim.

Belki yüzüne bakmaktan
hiç vazgeçmezdim.

O son anı
ömrümün bütün yıllarına
sığdırmaya çalışırdım.

Bilseydim anne…

Seni o kapının önünde
birkaç saniye daha fazla tutardım.

Elini bırakmazdım.

Gözlerimi gözlerinden ayırmazdım.

Belki de sana
söylemek istediğim her şeyi
o birkaç saniyeye sığdırırdım.

Ama insan bilmiyor.

Bilmiyor işte…

Bir günün son gün olduğunu,
bir bakışın son bakış olduğunu,
bir sesin son kez duyulduğunu,
bir el sallayışın
son el sallayış olduğunu bilmiyor.

Sonra bir kapı kapanıyor.

Bir doktor
iki kelime söylüyor.

Ve insanın hayatında
bir daha hiçbir şey
eskisi gibi olmuyor.

Şimdi seni özlüyorum anne.

Sana koşmak istiyorum.

Ama yol yok.

Kapı yok.

Sen yoksun.

Yine de gözlerimi kapatıyorum.

Ve seni buluyorum.

Eski evde…

Sobanın üzerinde kızaran ekmeğin kokusunda…

Siyah önlüğümde,
beyaz yakalığımda…

Seccadenin başında…

Parmağındaki zikirmatikte…

Sıcak bir yemeğin buharında…

Ve en çok da
dizlerinin dibinde bulduğum
o tarifsiz huzurda…

Sonra gözlerimi açıyorum.

Ve seni yeniden kaybediyorum.

Her defasında…

İşte en çok buna yanıyorum anne.

Seni bir kere kaybetmedim.

Seni
her hatırladığımda yeniden kaybediyorum.

Her özlediğimde…

Her gece…

Her sessizlikte…

Her soba kokusunda…

Her sıcak yemekte…

Her duada…

Her “anne” deyişimin ardından…

Seni yeniden kaybediyorum.

Ama yine de
seni sevmekten vazgeçmiyorum.

Çünkü sen gittin diye
bende bıraktığın sevgi gitmedi.

Sen sustun diye
sesin susmadı.

Sen yok oldun diye
bende bıraktığın anne
yok olmadı.

Sen hâlâ
çocukluğumun en sıcak yerindesin.

Ben hâlâ
dizlerinin dibindeyim.

Ve bazen…

İçimden yalnızca bir cümle geçiyor:

Keşke insan
son kez yaşadığını bilseydi.

Keşke sana son kez bakarken
bunun son bakış olduğunu bilseydim.

Keşke ellerini son kez tutarken
bir daha tutamayacağımı bilseydim.

Keşke…

Bilseydim anne.

Bilseydim…

Seni biraz daha severdim.

Biraz daha sarılırdım.

Biraz daha yanında kalırdım.

Ve o son el sallayışında
elim havada öylece kalırdı.

Belki de
sen kapıdan içeri girene kadar
hiç indirmezdim.

Ama bilmiyordum.

Hiçbirimiz bilmiyorduk.

Ve şimdi…

Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin,

ben hâlâ o kapının önündeyim.

Sen içeri giriyorsun.

Ben sana el sallıyorum.

Ve içimde bir çocuk
hâlâ inanıyor:

Birazdan geri geleceksin anne.

Birazdan kapı açılacak.

Birazdan sesini duyacağım.

Birazdan çocuklarım diyeceksin en küçüğü 50 yasında olan evlatlarına

Ben de koşup
dizlerinin dibine oturacağım.

Ve bu kez…

Sana doya doya sarılacağım.

Ama kapı açılmıyor.

Sesin gelmiyor.

Sen gelmiyorsun.

Ve ben hâlâ
aynı cümlenin içinde kalıyorum:

Bilseydim anne…

Bilseydim…

DrVş

Yakup Aşık
Kayıt Tarihi : 21.10.2026 16:29:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Ben seni senin beni sevdiğinden daha uzun sevdim anne sen beni 20 yaşından ölene kadar ben ise doğumdan ölene kadar sevecegim

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!