Belgin Sönmez Şiirleri

5

ŞİİR


12

TAKİPÇİ

Belgin Sönmez


Bugün de yine gün akşama dönmüştü.
Zülküf Amca,berber dükkanını kapatmak için kapıya çıktı, fakat elini cebine attığında anahtarı yerinde bulamadı. Demek anahtar yine o ahmak çırağı Cemil’de kalmıştı. Kaç kere cebime bırak demişti ya anlayan kim? ’Adam da kafa yok ki kafa...’ diye mırıldandı. Geçende arkadaşlarla Tırsak Selim’in lastikçi dükkanında menemen yapacak olmuşlardı da, bu salak çırak dört yumurta yerine sekiz yumurta, iki ekmek yerine beş ekmek alıp getirmemiş miydi? ’ Allah bir adamın aklını alacağına canını alsın...’ diye homudanarak elini cebindeki cep telefonuna uzattı.

Telefon uzunca bir süre çaldıktan sonra, Cemil’in sesinden önce genç kızların kıkırdama sesleri geldi. Zülküf Amca ’ Tövbe tövbe...’ dedi. ’ Hesaba kitaba aklı ermiyor ama çapkınlıktan da geri kalmıyor...’ Cemil ’ Evdeyim’ dedi ama, yalan olduğu ortadaydı. Zülküf Amca ’ Ne cehennemde olursan ol, ben iki dakika sonra çıkıyorum, hemen gel dükkanı kapatıp! ’ dedi. Yavaş yavaş Bilal’in kahvesine doğru yürüdü. eklem romatizması her yanını sardığı için, mecbur olmasa hiç yürümeyecekti... Öylesine diz ağrısından bizardı ama eve gitmeden kahveye muhakkak uğrardı. Çoğu çocukluk arkadaşlarıydı zaten. Bu mahallede doğmuş, burada evlenmiş şimdide baba yadigarı o köhne evde ömrünü tamamlamayı düşünüyordu. Aslında hiç bir şeyi kafaya takmazdı, zaten takacak olsa çoktan mahallede bir kaç kişiyi, hele o salak çırağı Cemil’i çoktan gırtlaklaması gerekirdi. Adını soranlara şakayla: ’ Derdi yok’ derdi... Kaygısız adamdı zaten öteden beri...

Devamını Oku
Belgin Sönmez

Bir varmış,bir yokmuş...Torosların eteklerinde,yörüklerin obasında bir Gökçe kız yaşarmış...Kara kaşlı ela gözlü,ince belli,güzel mi güzel bir Türkmen kızı..Kınalı parmakları yün eğirirmiş.Gel zaman git zaman,bir yörük beyinin oğlunun obaya yolu düşmüş.Yiğit mi yiğit görmüş Gökçe kız’ı görmez olaymış.Tepeden tırnağa gökçekız ’la yoğurulmuş hamuru sanki.Vurulmuş en karasından sevdanın.Ne çare Gökçe kız’da ona vurulmuş vurulmasına da,delikanlı evliymiş başka bir obadan..Suratsız,cadı bir kızla..Gökçe kız yemeden içmeden kesilmiş.Artık ne yün eğirir,ne süt sağar,nede güler oynarmış.Gökçe kız’ın halini görüp acırlarmış..Gönül düşmüş bir oda..Elden ne gelir.kızcağız ağlar,beyoğlu ağlar.aradan aylar günler geçer dururmuş...

Birgün Gökçe kız’ı istemeye gelmişler.babası ne bilir,ne anlar aşkı sevdayı? Hem anlasa ne olacak? Ümitsiz hayırsız bir iş bu.Evli adama gönül vermek olur mu hiç diye düşünmüş.Gökçe kız’ı güya nişanlamışlar.Hiç taş toprak nişanlanırmı? Gökçe kız da tıpkı taş toprak gibi sağır,dilsiz ve hissizmiş evleneceği adama karşı...

Haber almış beyoğlu.Duymuş ki,obanın güzeli kara ceylanını başkasına verecekler.Ciğerine bir yangın düşmüş ki düşman başına..Sabahı zor etmiş.binmiş yağız atına,soluğu Gökçe kız’ın kıl çadırının önünde almış.Başlamış bağırmaya.-gökçe kız...gökçe kız..al yazmalı ela gözlü kara kız..

Devamını Oku
Belgin Sönmez

Eski tabirle doğacıların, yani doğaya yaratma gücü yada olduğu gibi halk olma gücü yaftalıyanlan bazı kişilerin, sözleri beni hep üzmüştür... Söz birliği etmişcesine, kafayı Peygamberimizin neden çok evlendiğine takmışlar... Buda bir kenara, kendinden küçük büluğ çağında bir kızı alması onların inançsızlığına ayrı bir kuvvet katıyor... Bir geçmişe dönüş yapalım ne dersiniz...

Önce bir iyice okumayı anlamayı öneriyorum.. Peygamberin hayatını ve onun yaşayış biçimini.. Fakat bazen bin kitap okusanda elinde en akademik seviyede diplomalar olsada Yüce Allah'ın ve onun bu sevimli asil Peygamberini sevmek ve hakkıyla tanımak herkese nasip olamıyor... Görmek istediğini görüyor insan, yada duymak istediğini duyuyor... Kafa soru işaretleri dolu, ne dersen cevap hazır nakarat halinde inandığına sadık son derece...

Peygamberimiz HZ Muhammed S.A.V yirmi beş yaşında kırk yaşında dul ve iki çocuklu bir hanımla, Hatice Anne’mizle evlenip yirmi beş senesini yani gençliğini bu asil hanımla yaşadı. Hatice annemizin ben artık yaşlandım, sana cariye alalım sözlerine ve sokaklarda yarı çıplak gezen cahiliye devri kızı ve kadınına rağmen, yaşlı eşi ölene kadar ona sadık kalmıştır... Kaç kişi bunu yapardı? şu yada bu devirde merak ediyorum....

Devamını Oku
Belgin Sönmez

Bu satırlarım sana hediye olsun Fethiye hanım.
Şimdi neredesin bilemiyorum?.. Bir insanın hatırlanması için mesafelerin önemi olmayacağını sen öğrettin bana..
İzmir'in tanınmış bir tekstil atölyesi. Ve iki başarılı el işçisi.
Biri oturduğu eski kira evinin yükünü yüklenmiş iki çocuğuyla yaşayan benim biraz büyüğüm sevgili Fethiye hanım ve kankası ben..
Onu bin arkadaşa, bin vefasız akrabaya değişmezdim. Öyle iyi öyle güler yüzlü sırcı ve masumdu ki..Otuz beşli yaşlardaydım o zaman.O kadar akıllara zarar sorunların içinde iş yerine gülerek girerdim...
''Günaydınnn Fethiye hanım''..Gülümserdi oda masum ince zayıf yüzlü kumral bir kadıncağız..

Devamını Oku
Belgin Sönmez


Yozgat nere, Çanakkale nere.?. Kara Yakuplar köyünden ince bıyıklı bir delikanlı Hasan..
O gün erden kalktı. Anacığı inekleri sağmış elinde süt kovası ahırdan çıkıyordu usulca..İhtiyar kadın başını kaldırdı.. Hasan bahçe duvarının kıyısına ilişmiş elleri yüzünde düşünüyordu. Onu böyle düşünceli hiç görmemişti.. ''Ne olduki kuzum'' dedi nedir kaygın.?. Delikanlı önüne bakarak mırıldandı...''Savaşa gideceğim ana'' Emine ananın ciğeri yandı..
Fakat ses etmedi gitme diyemedi..Hasan söylendi''Halil emminin Ali'yle aşağı köyden dört delikanlı daha katılacak bize. Köylü kadın ferasetli olur. Anladıda anlamamazlığa vurdu bu gidişin dönüşü belkide hiç olmayacaktı..
Anadolu'da delikanlı kalmadı demişti muhtar Mustafa emmi cuma günü köy meydanında..Dalıp gittiği yerden oğlunun sesi kendine getirdi.''Ana biliyonmu kaç gecedir uyku dünek yok bana'' Emine kadın başını kaldırdı karşı dağların çorak tepelerinde hala kar vardı..İçini çekti ahhh Hasanım sen daha ufaksın diyecekti demedi.. Her evden bir seçilmiş gerekti dört yavrusunun içinde onunda gözdesi Hasan'ıydı..Ne zaman gideceksiniz kuzum dedi sadece..''Yarın sabah destur ver bana gideyim ölürsem şehit kalırsam gazi olurum anam..Bağrını açtı kuzusuna yanık kadın sarıldılar kokladı kuzusunu..Hayret sanki doğduğu gün gibi süt kokuyordu Hasanı..Emine anayı bir durgunluk sarmıştı o gün.. Kızını akşam üstü köy bakkalına gönderdi.. ''Git iki avuç kına koysun Hacıbekir keseye alda gel'' diye.. Kızın elinde ortası delikli kuruş topladı şalvarını gitti bakkala..Akşam kardığı kınaya az şekerde kattı yavuz tutsun diye anası..Heybesini hazırlayan oğluna seslendi...Hasann kuzummm de gel hele...Delikanlı seğirtti toprak basık geniş salona..''He anam de hele ne var.'' Gözlerindeki yaşları içine akıttı oğlu görmesin diye...''Kınalıyacağım seni kuzum''...Delikanlı avucunu açtı gayriihtiyari..''Yok'' dedi ''eyle değil kuzum, başına yakacağım kınayı''.
'Niyeki ana''? ''Onuda bilme hele''

Devamını Oku