Bugün, ailecek salonda kahvaltı yaparken, bizim arı yine geldi. Artık bizim arı diyorum çünkü son üç pazardır kahvaltı sofrasına geliyor. Yine, sofranın ve bizim başımızda dört döndü.
Oğlum, arıyı oturduğu yerden kovalamaya çalışıyor. ''Bırak bizimle kahvaltı yapsın'' diyorum. ''Tabağımdakilere konmasın'' diyor.
Diğer elemanlarımdan biri ''Kahvaltılıklara konacak'' diyor. Diğeri ''Bu beni sokacak'' diyor, of.
''Bu ev, ev değil, bu bölge, bölge değil sanki belgesel yeri. Kapının önünde yaralı bulup, eve iyileştirmeye getirdiğim minik serçe, salonda öterken, birden, annesi, balkonun kapısından içeri girdi. Yavrusunu peşine takıp balkona götürdü, besledi gitti. Hepimiz belgesel izler gibi şaşkın şaşkın izledik'' deyip kahkaha attım.
Benimkiler, kahvaltı yapmayı bırakmış, arıyla mücadele ediyorlardı. Arı da çok enerjik, ondan ona konuyor, bir durduğu yok. Ben, arıya üzüm uzattım, üzüme konup kalktı, beğenmedi. Hepinizi sokacağım havasında, korku yaymaya devam etti.
Benimkilere, ''Bırakın, bizimle kahvaltı yapsın çocuk diyorum'' dinletemiyorum. Ben, ona ellerimle yaptığım incir reçelimden ikram edecektim, bir bırakmadılar ki.
Oğlum, arıya, ''Bak git!'' diyor. Ne güldüm. ''Sakın vurma, ölmesin'' dedim. Oğlum, ''Bak git!'' diye diye arıyı balkona kovalayıp, kapıyı kapattı.
Tabağımdakileri bitirip, ''Ben, arıma bakmaya gidiyorum, kapıyı da açık bırakacağım, içeri geri gelsin'' dedim. Kızım, ''Gelmesin gelmesin'' deyip itiraz etti. ''gelsin gelsin'' deyip kapıyı açık bıraktım. Arıyı aradım, yoktu. Çocuğu küstürdüler tabii, gitmiş.
İçeri girip: ''Bir arıyla geçinemediniz, benimle de böyle geçinemiyorsunuz, beni sinirlendirdiğiniz zaman arıyı üstünüze salacağım'' dedim. Kahkaha attılar. ''Siz gülün gülün, arı soktuğu zaman da gülersiniz, bir an önce gelse de eğitmeye başlasam'' deyip kahkaha attım.
Tamam da, bu arı balkonda o kadar çiçek varken, niye kahvaltı sofrasına geliyor, hem de üç pazardır, niye başka günler değil? İlginç.
Ben, kahvaltıyı tek başıma yaparken gelse ya, beraber yaparız değil mi. Ben, arıları da çok severim ki. Bir keresinde evimde ölü arı bulmuştum, çok üzülmüştüm. Çiçeğimin içine defnettim. Hatta, kendisine şiir yazdım. Birinde de, pencerenin kenarında, kendinden geçmiş bir arı buldum, elime alıp, balkonumdaki çiçeğin üstüne bıraktım, yanına su da bırakıp. Bir süre geçtikten sonra, arı kendine gelip, çiçeklerin üstüne uçmaya başlamıştı, çok mutlu olmuştum.
İkindiye doğru: Benimkilerden biri ''Senin arı gelmiş, balkonda uçuyor, koş'' dedi. ''Öyle mi, eğiteyim de, senin dilini soksun'' dedim. Oh mis. Gülerek, tövbe yarabbim der gibi, kafasını sağa sola çevirdi.
Dedim ya, ''Ev, ev değil, bölge, bölge değil sanki belgesel yeri.''
Dün, akşamüstüne doğru: Kızımla, balkonda çay içiyoruz, ben, şiirsel şiirsel, bulutları, kuşları, göğün maviliğini seyrediyorum, kafamı bir çevirdim ki; çatıda, martı, büyük iştahla güvercin yiyor. Yaşam döngüsü olduğunu bilsen de, ister istemez üzülüyorsun.
Kızıma gösterdim, ''Keşke göstermeseydin'' dedi.
''Bizim yediğimiz etler ne peki'' dedim. Yüzünü buruşturarak ''Evet ya'' dedi.
Akşam, çayımı alıp, tüm bu olup bitenleri yazmak için, salonun en sevdiğim yeri olan, peluş oyuncaklarımın olduğu köşeye oturdum.
Sivrisinek, beni hazırda beklermiş gibi üstümde dolanmaya başladı. Ben, bölünmemek için aldırış etmiyorum, çünkü yazarken biri beni böldüğü zaman sinirleniyorum. Benimkiler zaten, beni hep bölüyorlar, bir de sivrisinek çıktı başıma.
Keven değmiş gibi kolum kaşınmaya başladı, ısırdı çünkü.
Benimkiler hemen, ''Çiçeklere geliyorlar. Çiçekleri çoğaltınca, sivrisinekler de çoğaldı'' dediler. Bunlar arımı da, çiçekleri çoğalttım diye çoğalsınlar.
''Suçlayacak adam aramayın, çiçeklerime de, bana da laf yok'' dedim. Buralarda bu sene çok oldu. Genel bir durum. Çiçeklerim duyup üzülmesinler.
Sivrisinek değil bunlar, minnak vampir. Gündüz uyuyup, gece saldırıyorlar. Yaz boyunca, şarkı söyleye söyleye huzur vermediler. Bir de güzel şarkı söyleseler, kulağımızı tırmalıyorlar. Güz geldi, havalar da soğumaya başladı, daha niye varsınız, kanımıza hasada mı çıktınız?
Geldi yine ısırdı. En sonunda sinirlenip, sinekliği elime alıp peşine düştüm. Sen misin beni, hem yazarken bölen, hem ısıran. Duvara konunca bir tane yapıştırdım. Kovalayınca git işte. Bir kere ısırdın üsteleme. Faydasız, illa kendine bir tane vurduracaksın.
Arı öyle mi? Oğlum, ''Bak git!'' deyince gitti. Kovalamaktan anlıyor. Bal yapıyor. Pazar günü bize kahvaltıya geliyor, akıllı çocuk. Ben, arıları çok severim ki, yarın tekim, bana kahvaltıya gelse, birlikte kahvaltı yapsak.
Sevgi Gül İlkanKayıt Tarihi : 28.09.2026 00:59:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Hikaye kurgu değil, tamamen gerçek.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!