Değerli Sinan Karakaş Bey,
Aforizma;
''BİR SORUN BİREYSEL OLMUŞ OLABİLİR BİREYLERİN TALEPLERİ OLMUŞ OLABİLİR, BUNA TOPLUMSAL TALEP YOK BÖYLE BİR İHTİYAÇ YOK DİYEMEZSİNİZ, TOPLUMLAR TAŞTAN AĞAÇTAN MI MÜTEŞEKKİLLER ELBETTE Kİ BİREYLER TOPLUMU OLUŞTURMAKTALAR, DÜNYA VAR OLALI BELLİ BU TOPLUMSAL TALEPTE VAR OLMUŞTUR. BU GÜN FELSEFE YOK DİYEBİLİRMİSİNİZ FELSEFELERİN KURAMCILARI İNSANLARI YÖNLENDİRMEKTELER Mİ EVET DÜNYA MERKEZLİ FELSEFE EKOLLERİ TOPLUMSAL TALEP OLUYORDA İKİ DÜNYALI BAKIŞ AÇISI NASIL TOPLUMSAL TALEP OLMUYOR, ULEMANIN NE OLDUĞUNU BİLMENİZ GEREKİRDİ, ARAP DİLİNDE BİLİM ADAMLARI ÜLEMA DİYE NİTELENDİRİLİR, HER İLMİN ARAŞTIRICISI VE BİLGİNİ O KONUNUN O BİLİMİN ULEMASIDIR. BU GÜN MARKSIN HEGELİN ENGELSİN KURAMCILIKLARINI DA İNKÂR EDİYOR MUSUNUZ, ONLARIN MOTİVASYONLARI DEĞİL Mİ BU GÜN AVRUPANIN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ ÇIKMAZ. SOVYETLER BİRLİĞİNDE BİLE RUSLAR TEKRAR DİNLERİNE DÖNDÜLER. BU GÜN DÜNYAYA YÖN VERMEYE ÇALIŞAN VE MATERYALİST FELSEFENİN DE KURUCULARI OLANLAR YAHUDİ KÖKENLİ DEĞİLLER Mİ? YORUMLAR HER ZAMAN ONAYLAYICI OLMAYABİLİR, RED EDEN YORUMLARIDA KABULLENMENİZ GEREKECEK, BUNADA SAYGI DUYMANIZ GEREKİR SİZİN YAZDIKLARINIZA BENİM SAYGI DUYDUĞUM GİBİ. SAYGI VE SELAMLARIMLA''
Sevgili Mehmet Çoban'a, Cevap
Merhabalar değerli dost
Eğer konular ve sorular tek tek ve sınırlı olursa, bir şeyler tartışılabilirdi. Epey özlü dökümler yazmışsınız.
Merhaba Mükrime Hanım, 1
Genel eleştirelliğinize teşekkür etmiştim. Bana göre, bazı kavramların anlaşılmasında, yanılmalarımız var gibi geldi. Yazımın temel amacı, kavram kargaşası içinde olduğumuzu belirtmekti, bu bir. İkincisi de bir şey söylerken pek çok şeyi de bağlantılarını da özleştirmiş olmamız gerektiğini belirtmeliyiz, demekteydim. Bu denemeler, böyle bir gayretin kendi sınırlılıkları içinde yazıldı. Şu anda 30 bölüm üzerinde yayınlandı.
İnanç kavramının genellik arz eder oluşu, sizin eleştirinizde de, es geçilip, karga ötmesi ve başörtüsü evrensel inancı; örneğin Yahudilikte, Hinduizimde, Hıristiyanlıkta, Sümerlerde vs. genel oluşunu bilmeyip, kısır bir anlayışla, ikisi bir arada nasıl kullanılmış diye hayret edilmekte. Oysa başını örtenin biri, domuzu lanetlerken; diğeri de, oturma odasında besleyen bir tutum içindedir, aynı karga ötmesini, ya da merdiven altında geçmeyi uğursuzluk saymak gibi. Mercimeği, marulu, kutsal ya da haram saymak, da bu gibiler kategorisindedir. Meram bu.
Ne cevap gelir, beklenen baharlarda
Ne sevapları kılınır, uğur olunan cennetlerden
Sırıl sıklam duygular, nasla na'ş eder
El vermez cevazlar, gözlerde keder
Tarih; insana değin sosyal birliklerini, ilk kez etnik yapılar ittifakına sokuşu ile başlayan ittifaklaşma giriştirmeleri çok önemlidir. Ve bu tür ittifaklaşmalar çok değişiklikler geçirse de temel aksiyomları miladi dönemlere yakın sürelerine değin sürdü. Bu dönemlerin ahit girişmeleri olan ittifak aşması, uluslaşma ve imparatorluklar dönemine değin olan ittifaklarından, çok farklıdır.
Bu ilk dönem ittifakları, hep ilklerin ortaya konduğu girişmelerdir. Önlerinde hiç bir tecrübenin, gidilecek yola değin bir yol haritasının bulunmadığı girişmelerdir. Girilen yolda, yeni koalisyonlar pek zor kabul edilişlerin, direnç eşmesini ortaya koyuyorlardı. Bu ittifaklar, gelecekteki toplumsal olacak olanların ilk kez kurumlaştırılmalarıdır.
İttifaklar sonucunda oluşan girişmelere değin inançlımsalar, dinsel ritüel ve dinsel anlamaların, dinsel tutumlaşmaların kaynağı olacaktı. Bu kaynaklar halk içinde takip edilen bir geleneksel aktarımlardı. İttifakın, bütün inanca değin tutumlaşmalarının, o günlerin nesnel de somutu olan gerçekliği içinde, toplumsal uygulamaları bulunan, makul ve mantıklı bir yararcı karşılıkları vardı.
23]Baraj yaparken meyve bahçe alanları baraj altında kalır. Burada görülen ve görülmesi gereken hedef, kazanılan barajdır. Meyve bahçesine bakarak meyve bahçesini söylemleşerek barajı unutmak değildir! Siz isterseniz bu bahçe için, eş deyişle mülkiyet özgürlüğünüz için, genel görüyle aynı şekilde düşünüyor olmama özgürlüğü içinde olursunuz. Bu mülkiyetçi özgürlüğünüze değin söylemlerle, kıyametler koparabilirsiniz! Ama nafiledirdir. İşte gerici özgür oluşlar, böylesi bir temelliliktir.
Açıkçası kolektif mantık ve tutumlaşma yasasının yürüdüğü yerlerde siz, kendi bireysel ve kişisel yararcı olan kıt ve yetersiz mantık düşünmelerinizi, özgürlük diye getirip, dayatmazsınız. Böyle bir eylem ancak, kişisel düşünüşler içinde olay karmaşasıdır. İlişkindik ayırt etmezlik ruhudur. Halbu ki bir grup veya bir cemaat içine gittiğinizde, kişisel özgürlük diye bağırıp çağırdıklarınızın pek çoğu davranış ve tutumlarınız ve isteyişleriniz, düşünmeleriniz, kendiliğinden kısıtlanacaktır.
Söz gelimi cemaat şeyhinin elini öpmenizin köleci toplumlardan güne dek gelenekleşen ve eski döneme değin anlamı unutulan, efendi köle meşruiyetliğine değin bir toplumsal sosyal mukavelenin imzalanması olduğuna dair ruh onanmasının, bir belirişi olduğunu hiç söyleyemezsiniz. Köle, sahibinin elini öper ve anlındaki kölelik işareti olan damgasına (alın yazısına) sahibinin (efendisinin) elini koyarak, alenen; ‘ ben senin kölenim’ derdi. Efendi de; ‘ bakın, görün, şahit olun ki bu benim kölem derdi.
73]Üstelik de bu isyanların bırakın toplumsal nesnel nedenlerini, bir merkezi otorite kurma anlayışları da şöyle dursun; merkezi otoriteyi de yıkıcıydılar. Din eksenli ve sosyal heyecanlı, bir kaşıma fiilidirler. Bu müzelik var oluştu. Bu fosil eylemler dizgesi hem mekezi otoritenin büyük zaafıdır, hem de eylemlerin kendisinin zaafidirlar. Ayağını, toplumsal olmayan, artık demode olmuş, birey dünyasının alanı olan çekimleyicinin üzerine, basmıştılar.
Hâlbuki coğrafyanın kendi içindeki feodal egemenleri, bin yıldır; merkezi otoritelerle, kendi bölgelerini otonomcu bir yönetme ile, durumu paylaşmışlar gibi görünmektedir! Böyle olunca da, hem geçmişten gelen kısmi otonomluklarıyla ve hem de imparatorluğun bir ahalisi olmaları sıfatıyla, merkezi otoritenin bir unsurudurlar.
Böyle olunca, bu isyanlar bölgelerinde bir merkezi otorite çıkarıcı bir plânlaşma siyaseti de değildirler. Kendi bölge egemenleri, egemenliğinde; İstanbul merkezli, merkezi otoriteleri vardır. Lakin merkezi otorite, işgali himaye eder görünümlüdür. Özgürlüğün felsefesi nedeniyle, Ankara'da yeni oluşan, ikinci bir merkezi otorite vardır.
Hâlbuki radyo aktif süreçte ışınım ile ışımalar, parçacıklar düzlemine de inseler, bir kritik zaman eşiği taşır olmalarından ötürü, bu hallerini daha da geri götüremezler. Tıpkı yine eşikten ötürü bu tersinme hallerini daha da ileri götüremeyecekleri gibi. Bir türden geçmiş zaman bilgisini; geçmiş zaman entropi entalpi yokluğundan ötürü, kritik eşikten dolayı, aşamazlar. Ve bu tarafa (bigbengdeki) kritik eşikten bu tarafa, geçmişi; bulundukları noktadan, tekrar yeni ilişkilerin basıncından dolayı, adeta bir şemayı davranır gibi, ileri devineceklerdir.
Zaman, yaşayan canlılarda birikilen, kazanılmış, bir hayati fonksiyon, organ veya organeller olarak, bir işlev olarak tekrarlarlar. Üretilirler (yansıma) . Bu, zamanın evrensel özellikli olan, özel çevrimsel davranışıdır. Canlı ölse bile, bir inorganiksel çevrimini sürdürerek devinime katılacaktır. Bir de ölen canlılar tekrarlı zamanı, nüve, tohum gibi zaman boyut düzlemi ile ileri akıtırlar. Ya da virüsler gibi hiç ölmeyerek, zamanı devamlı tekrarlı ileri akıttıran bir var oluşla, zamanı hem taşıyıp içlerinde eskiyi oluşturacaklardır. Hem de yeni kazanımlarla zamanı, bir devinimle ileri akıtacaklar. Zamanın yeni çevresi varlığı yanı olgu ve olayları bir, değişmeye, ileriye bir sonraya zorlayan basınçtır. Bu bigbengin çevre değişmesi ile bu güne gelen sürecin atımının sürmesidir. (Atım giderekten ne olacaktır?)
Varlık dendiğin de, sevgili okurlar sırf somutu olan ağaç, kuş, evren gibi birim oluşları anlamasın lütfen. Varlık bir var oluştur. Varlığın, var oluşun; ortaya çıkabilmesi için bir zaman boyutu olan olay ve olguları da varlık kapsamının içinde kullandığımı, değerli okur bilmelidir. Varlık hep belli bir olay olgu süreçleriyle (zamanıyla) vardırlar.
Yine gamzelendi de
ciğer paresi.
Her bir yere
her bir saçılır haresi.
Aslımı Persya'da
Usunu koşturamayan
Duygu nefsini, fikrini çoşturamaz.
Özlemleri ile kavuşmayan
Mecnundan kalma
Aklı ile, savuşmamalı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...