3-HİÇ…
Yüreğin sessizliğin ülkesine çekildikçe
Zaman, terk edilmiş bir konağın kararan yüzüne dönüyor.
Pas tutmuş kapılarında bekleyişin sesi,
Kırık camlarında solgun akşamların gölgesi var.
Perdelerinden unutulmuş mevsimler sarkıyor;
Bir sonbahar yaprağı gibi dökülüyor yıllar avuçlarıma.
Ve ben,
O kapının önünde savrulup duran bir rüzgârım yalnızca,
Bir kez olsun içeri süzülebilmek için
Eşiğinde ömrünü tüketen.
Bir bakışınla yer değiştirdi bütün anlamlar.
İçimde şimdi, geceden beslenen gizli bir orman büyüyor.
Kökleri kalbimin en kuytu karanlıklarına inen,
Dalları göğe değil sana uzanan bir orman...
Her ağacın kabuğuna adın işlenmiş.
Her yaprak, eksikliğinin yeşil yarasını taşıyor.
Ve her rüzgâr geçtiğinde içimden,
Senin yokluğun hışırdıyor dallarımda.
Dilimin ucunda kalan binlerce "keşke" var.
Göğe bırakılamamış kuşlar gibi çırpınan.
Kanatlarında yarım kalmış baharlar taşıyorlar,
Yağmura dönüşemeyen bulutları,
Açmaya korkan çiçekleri,
Denize kavuşamadan kuruyan nehirleri...
Sen ise hâlâ
Her cümlenin sonunda eksik bırakılmış bir anlam gibisin.
Suskunluğunla büyüyen,
Söylenmeyen her sözün içinde çoğalan.
Öyle derin bir sessizliksin ki,
Hatta sessizlik bile senden öğreniyor susmayı.
Ben hâlâ seni anlatamayan sözcüklerde yaşıyorum.
Bütün sözlükler önümde açık duruyor da
Hiçbiri sana çıkmıyor.
Çünkü sen,
Bir kelimenin taşıyamayacağı kadar uzak,
Bir şiirin sığdıramayacağı kadar derin,
Bir ömrün tüketemeyeceği kadar sonsuzsun.
Şimdi kendi anlamını arayan bir gölge gibiyim.
Aynalar yüzümü değil, eksikliğimi yansıtıyor.
Hatırlanmayan bir şarkının son notasına benziyor varlığım,
Duyulmuş ama unutulmuş.
Varlığım ile yokluğum arasında
İnce bir sis köprüsü kurulmuş.
Her adımda biraz daha kayboluyor,
Biraz daha sana dönüşüyorum.
Geceler uzun mektuplar yazıyor bana.
Mürekkebi karanlık, satırları özlem.
Ay ışığı pencereme vurdukça
Gölgelerden bir yüz yapıyorum sana benzeyen.
Sabah olunca dağılıyor hepsi.
Kıyıya vurmuş kırık tekneler gibi
Parçalanıyor düşlerim.
Ve deniz,
Her seferinde adını geri götürüyor benden.
Hiç yokluğumun kıyısında duruyorum şimdi.
Bir yanım unutulmanın uçurumuna bakıyor,
Bir yanım hatıraların yangınına.
Arada kalmış bir zamandayım,
Ne düşebiliyorum tamamen karanlığa,
Ne de kurtulabiliyorum senden.
Çünkü bazı insanlar gitmez.
Bir şehrin üstüne çöken akşam gibi kalırlar.
Görünmezler belki,
Ama her sokakta izleri vardır.
Bir pencerenin buğusunda,
Eski bir şarkının kırık melodisinde,
Ansızın esen bir rüzgârda,
Adları yeniden duyulur.
Ve sen...
Yokluğunla bile yaşamaya devam eden
Tek hikâyesin içimde.
Ben ise
Küllerinden seni saklayan bir yangın,
Kurumuş denizlerin dibinde seni arayan bir dalga,
Göğünü kaybetmiş bir yıldız,
Gecesini yitirmiş bir ay gibiyim.
Ne yana dönsem
Bir parça sen düşüyor üzerime.
Eğer bir gün bütün şiirler susarsa,
Kelimeler yeryüzünü terk ederse,
Anlamlar birer birer sönerse karanlıkta,
Geriye yine sen kalacaksın.
Çünkü bazı aşklar hatırlanmaz,
İnsanın içinde yaşamaya devam eder.
Ben hâlâ, yokluğumun kıyısında,
Adını anmadan seni seviyor,
Sesini duymadan seni dinliyor,
Gelmeyeceğini bilerek seni bekliyorum.
Bir ömürdür kapanmayan
O sessiz kapının önünde...
05.04.2003
Ali Fırat Dicle
Kayıt Tarihi : 20.04.2026 10:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!