Dört kollu sandala bindim Allah’ım
Günah sevabımla sana geldim ben
Geride her şeyi koydum Allah’ım
Gözümde yaşlarla sana geldim ben
Ağladım sessizce yüreğim yandı
Ruhumda bir sıkıntı var…
Derinden, çok derinden,
insanın içini kavuran o sessiz yangınlardan.
Dili yok bu acının,
ama sustukça daha çok bağırıyor içimde.
Sakın ha,
Benim seni sevdiğim kadar sevme…
Bu sevda bir yangın yeridir,
Ben alışığım küle, kor’a,
Senin yüreğin dayanmaz bu ağırlığa.
İpek şalvar nede güzel yakışmış
Sarı saçlarını tel tel taramış
Uzun saçlar ince belinden akmış
Ah öldürdün beni şalvarlı gelin
Görmedim ben böyle nazlı bir peri
Harmanda,
saman tozu yutmayan
nerden bilsin
ekmeğin kıymetini…
Avuçlarında nasır olmayan eller
Ruhum Daralıyor
Ruhum daralıyor…
Sanki içimde bir kapı var,
kimse bilmez, ben bile bilmem
ne zamandır gıcırdayıp durduğunu.
Bir hüzün iner sabaha doğru
Sessizlik çöker yurdun üstüne
Yürekler yanar gözler boğulu
Ruhun şad olsun ey güzel Atam
Kara bulutlar çöktü yurduma
Ey utanmaz, ey arlanmaz
ey kendini dağlardan büyük sanan adam,
sen kimsin ki kürt kadının onuruna dil uzatırsın?
Sabır kapıları aşmam için bana verilen bi hediye,
Kullanamadım, koşmam gerek farkındayım, bense oturup sigara yaktım
Kum saati her seferinde döndürdüm sensizlik ölümdü sevgilim ölümdü
Ölümden'de kaçış yoktu bunu bilirdim sevgilim
Düşüncemden seni almak istediler bırakmadım
Verdiğim gül kopardıgım güllerden sonuncusuydu
Sabret gönül…
Bu dar zaman, bu ağır yük, bu sessiz çığlık
Bir gün mutlaka hafifler.
Birikir içimizde taş gibi sözler,
Söyleyemeyiz…
Yutkunuruz…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!