Ellerim küçükken dünya kocamandı
Ekmek kırıntısı karınca yolu...
Sokağın sonu sonsuzluk ceplerim düşle doluydu
Ellerim küçükken eşik aşılması zor bir kıtaydı
Dizlerimdeki sızı kalbime sızan tek yaraydı
Kırık oyuncaklarım boyası atmış tahta at
Devenin hörgücü bulutlara komşu bir haritaydı
Zannımca sadakat sarsılmaz bir kale idi
Meğer yüzüme gülenler zehri gizleyen hale idi
Lüzum kalmadı beyhude bir beyana
Çekilme vakti gelmişse eğer sakın ola titremesin sesim
Güzelliğin etkisi geçici olmasından
Orkideler bunu bilerek açar
Şafak sökse de bin kere
Anı, düş, hatıra, hece...
Kimseden icazet alacak değilim
Hüviyetim karışsın bütünüyle toprağa, suya
Mevsimler devridaim eden iğreti bir boya
Ben ne alkış avcısıyım ne de şan kurbanı
Emanet bir tebessümü hakikat sanıp
Ben bu gafleti kendi ellerimle biçtim
Gönül deryasında binbir hile sezdim
Kâh duruldum kâh bendimi ezip geçtim
Gölge oyununda piyoundu sözler
Hakikat yerinde duruyor
Ben geri çekildim
Gariplik hırkasını kendime vatan bildim
Lüzum kalmadı akreple yelkovana
Mülkiyet ayağımda pranga
Menzilim rızadır gayrısı beyhude telaş
Gözümde ne mülk kaldı ne de bir damla yaş
Bana ne sırtlanından, çakalından
Zevale ram olanın vaadi de zevaldir
Kim ne der, el ne eyler
Rüzgarın kızıymış, ateşin oğluymuş
Ben toprağın ta kendisiyim
Topladım bütün harcı borcu bir "amenna" ya verdim
Sırrımı kadere yoldaş kılıp
Ben bu hüsranı sabır mülküne seçtim
Kayıt Tarihi : 17.3.2026 03:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!