BABAN ÖLÜNCE
Birkaç seferdir denk geliyorum.
Belli ki omuzlarında yükü ağır…
Zor atıyor adımlarını.
Küçüklüğünden mi, yükünden mi bilinmez…
Ama çocuk olmadan büyümüş,
Gülmeden önce ağlamış
bir hâli var o körpecik yüzünde.
O, kâğıt topladığı arabayı çekerken
hayatı da dehler gibiydi sanki.
Bir gün saçları taranmış,
yana yapıştırılmıştı hatta.
Limon sürdüğü nasıl da belli.
Sebebi,meğer
Şu üç katlı binadaki liseli kızmış.
Anlamıştım ona bakışlarından.
Kız sırtında çantasıyla,
Dağınık saçlarıyla geçerken heyecanlıydı.
Annesi babası vardı diye mutluydu belli ki.
Oysa o,
dokuzunda kalmıştı babasız.
Hasta annesi ve iki kardeşiyle
küçük olmadan büyümüştü.
On altısında kimsesizdi artık.
Yollar evi olmuştu,
Kâğıtlar da ekmeği.
Ama artık bir de yürek yükü vardı heybesinde.
Okullar hiç kapanmasın diye
duası vardı bir de,
O liseli kızı gördüğünden beri.
Bir okula giderken onu görüyor diye.
“Pencereden bakar insan bir kerecik"
“Yok…”
Tek bir bakışına ömrünü verecek biri olduğunu bilse,
bakar mıydı acaba?
Bir sabah,
O üç katlı evin penceresinden
bir ağıt yükseldi.
Omuz vermişti sevdiği kızın babasının tabutuna.
İşte o da, o ğün büyümüştü.
Artık ikisi de yetimdi.
Bir o anlardı onun halinden.
Bir o bilirdi çocuk olmadan büyümenin acısını.
Hayata omuz verme sırası ona da gelmiş işte.
“Babam gidince dokuzumda büyümüştüm ben,
sen onaltısanda”
“Elini ver bana…
Senin yükünü de
yüreğini de taşırım
İnan bana.”
O günden sonra daha sık geçti o sokaktan.
Her geçtiğinde üç katlı Evden bir bakış bin umutla gelir konar diye bekledi yüreğine.
Belki bir perde kıpırdar,
Belki bir ses gelir diye...
Yavaş yürürdü onların sokağından geçerken.
Başını kaldırır bakardı her seferinde penceresine.
İşte orda kapının önündeydi.
Usulca geçti yanından bakışları cam bir vazoyu kırarcakmış gibi incitmeden süzdü liseli yetim kızı.
İnanmadı o an hayal zannetti ama gerçekti sahiden gerçekti;
Ona gülümsemişti.
"İçim ezilir" demişti kız onu ilk gördüğüm günden beri.
Bir insan hem çocuk hem adam olur mu?
Olurmuş.
Gözlerinin altındaki çizgiler
onaltı yaşındaki birine ait olmamalıydı.
Bir gün,
bir köşede oturmuş
eski bir deftere bir şeyler karalıyordu.
Yanına yaklaştığımı farketmemişti.
Kağıdın ucunda tek cümle vardı:
“Sen güldün diye bugün daha az acıktım.”
Anladım ki o kız,
ondaki eksikliği unutturuyordu.
Su gibi, ekmek gibi…
Birkaç saniye fazla görse
Birkaç saat az acıkıyordu.
Saf, hesapsız, çıkarsız…
Aşk bile değildi onun ki
Tutunma belki.
Hayata…
Yaşama…
Hayatta kalabilmeye dair bir umut.
Bir bakışla “insan” olduğunu hatırlamış,
Bir gülüş o büyümeden yaşlanmış yüreğinde kelebekler uçurmuş.
Kimsesizlik onu eksiltirken
O gülüş çoğaltmıştı içini.
Yaşama dair umudunu.
Sonra bir gün sokak sessizleşti.
Ne arabanın tıkırtısı
ne limon rengi.
Ne o çocuk,
Ne de o kız penceredeydi artık.
Sonradan duydum,
Çocuk bir gün çöpe bir not bırakmış:
“Kalbimi bir gülüşe astım,
bir daha geri alamadım.”
Artık ne çanta vardı birinin sırtında,
Ne çocuk bekliyordu köşe başında.
Ama üç katlı ev hep oradaydı,
Ve o pencere hep kapalıydı.
Çocuklar babaları öldüğünde büyürmüş meğer
Kaç yaşında olursa olsun;
Baban varsa çocuksun
Baban yoksa omuzlarında hayat yükün...
Saime Fındıkçı
Kayıt Tarihi : 15.09.2026 09:03:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!