Dışımda bir dünya, döner durur saatsiz,
İçimde bin umman, hem sesli hem sessiz.
Gözümü yumduğumda başlar asıl seferim,
Ben bu sonsuz boşlukta, kendime seferberim.
Yıldızlar nabzımda atar, sığmam bu dar kafese,
Her nefeste hikmet yüklü bir öğüt,
Her durağında ayrı bir ders,
Her sessizlikte de bir sır saklıdır.
Sen kalbinde sakla bu sırrı;
Belki de aşkın gerçek yüzü,
Ayrılık saatinde aydınlanır…
Mazâ mâ mazâ, bitti o sızı,
Mazi bir gölgeymiş, sildik her izi.
Terk ettik dünyayı, sonra kendimizi,
Geçmişin yükünü "Hiç"e gömdük biz.
Geçmiş bir kuyuymuş, ipini kestim,
Ben, içte kopan fırtınanın sessiz çığlığı,
Küller içinde saklı bir ateşin ağıtı.
Suskun çağrı, derin sızı, silinmez yara,
Adını koyamadığın ama hep kanayan rüya.
Ben, yoklukta varlığın sırra dönmüş sesi,
Gölgeler, sessiz bir yol çizer,
Kırık pusulanın yönsüz bakışıyla.
Yıldızlar, birbirine küskün,
Göğe yazılmış bir sır saklar.
Zaman, ince bir ipte yürür,
Hangi sessizlikte duydum adını, bilmiyorum.
Ne bir gülüşün çağırdı beni, ne de bir sözün.
Zamanın kıyısında, anlamların sustuğu yerde
Bulut gibi belirdin, sebepsizliğin en güzel halinde.
Sesin yoktu ama içimde bir yankıydın,
Gülüşünü sevdim,
karanlığın en ağır yükünde,
bir kandil değil,
sonsuzluğun eşiğinde açılan görünmez bir kapı gibi.
Kırık aynaların içinden
Zannederdim ki alem, benden ayrı bir diyar,
Meğer rüya içinde, bir uykuda saklıymış.
Gördüğüm her zerrede, nakış nakış o Nigar,
Gönül denen bu mecra, bir "Ada"da saklıymış.
Daldım aşkın narına, yandıkça nur eyledi,
Bir hırka bıraktım, bin ah içinde,
Varlığı sırtımdan attım da geldim.
Zamanın bittiği o son biçimde,
Hiçi hiçe sayıp battım da geldim.
Neydi o taşınan benlik kavgası?
Seni uykundan alıp gidenleri anladım,
Gecenin sessizliğinde izleri kaldı.
Bir sözün titredi duvarlarda,
Ben sustukça içim daha çok anlattı.
Gölgeler uzadı, zaman ağırlaştı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!