Oysa köleci döneme gelindiğinde insan da uygarlık süreci de ortaya çıkmıştı. Köleci algılamalı düzenlemeler nedenle totem dönem, ilahi dönem gibi süreçlerin mana anlayışları değişmişti. Dönüşmüştü. Ortadan kalkmıştı.
Geçmişte oluşmuş olan inşa i totemi ve inşa i ilahi yasanın sosyal yanı sosyal yapı bağrında; toplumsal yanı toplumun bağrında gömülü olmakla adeta hayali geri bağlanım hortlamasına dönüşmüştü.
Bu bağlamla köleci dönem içinde totem döneme ait ve ilahi döneme ait kardeş olmanın mana anlayışları da ortadan kalkmıştı. Hatta “karısını Kral Abimelek’e kız kardeşim diye tanıtan” İbrahim anlatısındaki “kardeş” kavramının etik bulunmaması köleci anlayışlı kardeş kavramına göre etik olmayan şekilde anlaşılmıştı.
Oysa ilahi dönem hafızası ile Saray İbrahim’in karşı grup kardeşidir. Eş olma, karısı olma söylemi de köleci dönemin kavramıdır. İbrahim her iki döneme ait bilgiyi geçiş dönemi kurallarına göre söylemekte. Böylece aktarılanın kutsallığı korunmaktadır.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta