Günümüzden 6000 ila 4000 yılları arasında (daha öncesi de olabilir) Sümerler Mezopotamya da yerleşik hayata geçmiş olan Ki grubu yerleşiklerdir. Yani yer-toprak grubu tarımcılardır. Tarımcılar o dönemde tohumu toprağa gizlemeyi bilen kafirlerdir.
Kafir sözcüğünün ilk anlamı budur. Mezopotamya da sürülmüş arazinin efendisi denen ensiler ve patsiler vardır. Ensi’lerden 14 ü küçük olmak üzere 35 tane yerleşik gruplar vardır. Mutlak monarşi ile yönetilirlerdi. İlk köleci ensi-patsi tipi gruplardı. Bunlar Akadca ıssakkum denen mülk sahibi kişiler yönetimli şehir devletleriydi.
O anki mutlakça vaziyete göre Sümerler bu tür köleci sistemden önce ve yıllar süren birçok ilahi dönemin ittifaklarını yaşadıktan sonra; ilahi dönem içinde biriken kolektif servetler nedeniyle bencil oluşu hortlatan köleci yapı içine geçmişlerdi.
Çünkü o günlerde köleci yönetim merkezlerinde “sürülmüş arazinin efendileri” denen El, ensi ve patsiler bulunuyordu. Örneğin kral Şulgi 4 mahalle sahibi olmakla kendini 4 mahalledeki karabaşların kralı olarak tanıtmıştı. Daha açığı Sümer ülkesi sürülmüş tarım toprağı sahibi olan soylu efendilerin ülkesiydi.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta