Seni anlatabilmek için bir şiirden çok daha fazlası gerekir. Günlerce düşünüp tek satırda kalabilmek, o tek satırın sana yakışıp yakışmayacağını kendine sorup durmak gibi, binlerce soru işaretine gebe olmaktır. Sürekli sana yakışan kelimeleri bulabilmek ve şiirin bitmeyen tükenmez uzunluğuna verebilmek kendini. Seni yazabilmek için binlerce seneyi şiirle geçirmek gerekir. Her saat, her dakika, hatta her saniye yazabilsem bile, yine de seni bitirememektir seni anlatabilmek. Klasik cümlelerden, en bilinen şairlerden ve yıllarca roman yazmış efsanelerden methiyeler dizip, başkalarına senin güzelliğini anlatabilsem bile yine de yetmeyecekmiş gibi geliyor dilimin dönmesi. Kalemim bitmeden bir şiir yazmalıyım sana. Başka bir kalem elime aldığımda başka bir şiir daha. Sonra başka bir tane. Sonra bir tane daha.
Seni anlatabilmek için, kendime anlatmalıyım önce.
Bir müziğin nameleri kulağıma değerken gecenin sessizliğinde, nasıl oluyor da sen oluyor beynimde notaların birer bombaya dönmüş gürültüsü. Bütün aşk şarkıları sana yazılıyorken, herkes seni anlatmaya yeminli iken, nasıl oluyor da senin bedenine sığıyor bu duygu sürüsü. Birazdan yine sana yazılmış bir şarkı çalacak, ben yine sarhoş olacağım. Kulağımda sen, gözlerimde gördüğüm her şey sen, kalemimle yazdığım tüm harfler sen, kokladığım tüm çiçekler sen. Beynimde sen, sen, sen ve yine sen.
Seni yaşamak için, kendim yaşamalıyım önce.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta