SENİNLE TAMAMLANAN BİR CÜMLE DEĞİLİM
Ben artık aşkı bir kavuşma hikâyesi olarak görmüyorum. Çünkü kavuşmak, bazen yalnızca başlangıçtır; asıl mesele, birbirini tanıdıkça yeniden hayran kalabilmektir.
Seninle bunu yaşamak istiyorum.
Bir sabah uyandığında dünyanın bütün gürültüsünü unutmanı sağlayan küçük bir tebessüm olayım. Yorulduğunda sana öğüt veren değil, yorgunluğunu anlayan bir yakınlık...
Bazen hiçbir şey yapmayalım. Bir pencerenin önünde oturalım, yağmurun camda bıraktığı izleri seyredelim. Sen düşüncelerine dal, ben o düşüncelerin arasında bana ayırdığın yeri seveyim.
Sana anlatmak istediğim henüz yaşanmamış bir mutluluk var. Birlikte öğrenmek, birlikte şaşırmak, bazen hayata itiraz etmek, bazen hiçbir neden yokken kahkahalara boğulmak...
Ben seninle yalnızca güzel anılar değil, güzel bir karakter de inşa etmek istiyorum. Birbirimizi daha anlayışlı, daha cesur, daha merhametli kılan bir sevginin içinde yaşamak...
Çünkü aşkın en büyük başarısı iki insanı birbirine bağlamak değil, birlikteyken ikisinin de daha iyi bir insan olabilmesidir.
Bir gün zamanın bütün renkleri değişecek. Bugün heyecanlandığımız şeyler belki yarın sıradanlaşacak. Ama ben seninle sıradanlığın bile kendine özgü bir güzelliği olmasını istiyorum.
Aynı sofrada aynı ekmeği bölüşmek, birbirimizin başarılarına çocuklar gibi sevinmek, küçük bir haberi bile paylaşacak kadar birbirimizin hayatına yakın olmak...
Ve bil ki sevgilim, ben seni hayatımın boşluklarına yerleştirmedim. Kendi hayatımı yaşarken seninle paylaşabileceğim yeni güzellikler keşfettim.
Sen benim yarım kalmış cümlem değilsin; ben seninle tamamlanmak zorunda olmayan, ama seninle çok daha güzel anlamlar kazanan bir hayatın şiiriyim.
Aşk dediğin belki de budur: Birbirine ihtiyaç duyduğu için değil, birbirinin varlığına her gün yeniden gönülden sevindiği için yan yana kalmak...
Aşk
SENİNLE ÇOĞALAN SESSİZLİK
Sana bugün başka bir duyguyla geldim; ne özlem taşıyorum ellerimde ne de kavuşmanın telaşını... İçimde, yalnızca senin varlığınla güzelleşen bir hayatın dinginliği var.
Bazen düşünüyorum, insan bir başkasını nasıl bu kadar sevebilir? Bir sesin günün bütün anlamını değiştirmesi, bir gülüşün en ciddi düşünceleri susturması, bir bakışın geleceğe dair yeni bir cesaret vermesi nasıl mümkün olabilir?
Sonra anlıyorum; sevgi, insanın iç dünyasında başka bir insana ait bir bahçe büyütmesidir.
Ben o bahçede seninle yaşamak istiyorum. Birlikte ektiğimiz umutlar olsun, zamanla büyüyen hayallerimiz, hiç beklemediğimiz mevsimlerde açan çiçeklerimiz...
Ne her gün güneş açsın istiyorum ne de hayat bütün zorluklarını bizden saklasın. Yalnızca yağmur başladığında aynı çatıya doğru yürüyelim.
Seninle bir ömrün bütün ihtimallerini tek tek keşfetmek istiyorum. Bazen çocukça sevinmek, bazen dünyanın sorunlarını tartışmak, bazen de hiçbir şey söylemeden birbirimizin kalp atışına yakın olmak...
Sana duyduğum sevgi bir sahip olma arzusu değil; senin bütün renklerinle var olmanı seyretmenin mutluluğu.
Gitmek istediğin yolların açık, gerçekleştirmek istediğin düşlerin yakın olsun. Ben senin kanatlarını tutan değil, uçtuğunda gökyüzüne sevinçle bakan insan olmak istiyorum.
Ve bir gün, bütün telaşlarımız geride kaldığında, bir deniz kıyısında yan yana oturalım. Güneş ufuktan çekilirken sen başını omzuma bırak.
O an sana hiçbir şey söylemeyeyim. Çünkü bazı mutluluklar anlatıldığında küçülür; yaşandığında bir ömre dönüşür.
Ben seni bir gün mutlu olacağım diye değil, seninle bugün de güzel bir hayat kurabildiğim için seviyorum.
Ve eğer aşkın bir tanımı varsa, ben onu seninle yeniden yazmak isterim:
İki insanın birbirinde kaybolmadan, birbirinin dünyasında sonsuz güzellikler keşfetmesidir aşk.
Aşk
SENİNLE BİR ÖMRE SIĞMAYAN DUYGU
Seni sevmek, bir akşamüstü ansızın değişen gökyüzüne uzun uzun bakmak gibi... İnsanın içinde bir şeyler yer değiştiriyor, ama hiçbir şey eksilmiyor.
Ben seninle tanışmadan önce mutluluğun büyük olaylarda saklandığını sanırdım. Şimdi bir mesajının gelişinde, sesindeki küçük bir değişimde, bana anlatmayı unuttuğun bir ayrıntıda koskoca bir dünyanın saklı olduğunu biliyorum.
Sana karşı içimde büyüyen şey ne alışkanlığa benziyor ne de geçici bir heyecana. Daha çok, her gün yeniden keşfedilen eski bir kıtanın bilinmeyen kıyıları gibi...
Bazen seni düşünürken geleceğin henüz çizilmemiş yollarına dalıyorum. Birlikte göreceğimiz şehirleri, aynı kitapta farklı cümlelere âşık oluşumuzu, bir şarkıyı defalarca dinleyişimizi, birbirimize anlatacağımız küçük mucizeleri...
Sonra kendi kendime gülümsüyorum. Meğer insanın en güzel zenginliği, henüz yaşanmamış günlerine birini sevgiyle dâhil edebilmesiymiş.
Ben seninle yarışmak istemiyorum sevgilim; hayatı birlikte anlamlandırmak istiyorum. Senin başarın benim gururum, benim sevincim senin tebessümün olsun. Birbirimizin ışığını gölgelemeyelim, aynı gökyüzünde iki ayrı güneş gibi kendi renklerimizle parlayalım.
Bir gün Eylül yeniden kapımızı çaldığında, yağmur Karadeniz'in üzerine ince ince düşerken Ordu sahilinde yürüyelim. Çınarın yaprakları ayaklarımızın altına serilsin. Deniz bize hiçbir şey vaat etmesin; biz yine de geleceğe inanalım.
Çünkü aşk, her şeyin güzel olacağını bilmek değil, güzelliği birlikte yaratmaya cesaret etmektir.
Ve sana söylemek istediğim bütün şiirlerin ötesinde bir cümle var:
Ben seninle yalnızca mutlu olmak istemiyorum; mutluluğun anlamını değiştirecek kadar derin bir hayat yaşamak istiyorum.
Yıllar sonra gözlerimiz birbirini bulduğunda ilk günkü heyecanımızdan daha güzel bir şey olsun: Birbirimizin bütün mevsimlerini tanımış olmanın sessiz, derin ve tarifsiz mutluluğu...
Çünkü ben seni zamanın içinden geçen biri olarak değil, zaman geçtikçe sevgisi yeni anlamlar kazanan biricik yol arkadaşım olarak seviyorum.
Aşk
OLMAK YA DA SENİNLE OLMAK
Ey sevgili, Seni sevmek mi daha büyük bir cesaret, yoksa seni sevdiğimi bilerek bütün dünyanın karşısında susabilmek mi?
Bu soruyu geceler boyunca kendime sordum. Akıl, bana ihtimallerin hesabını çıkardı; kalbim ise hiçbir denkleme sığmadı. Bir yanım hayatın geçiciliğini sorgularken diğer yanım seninle yaşanacak bir ömrün sonsuzluğunu arzuladı.
Olmak ya da olmamak... Hamlet'in zihninde yankılanan o kadim ikilem. Benim içimdeyse başka bir soru büyüdü: Seni sevmeden yaşamak mı, yoksa seni severken bütün korkularımı aşmak mı?
Çünkü seninle karşılaşmak yalnızca bir kalbin başka bir kalbe yönelmesi değildi. Kendi varlığımı yeniden sorgulamaktı. İnsan neden bir başkasının gülüşünde kendi geleceğini görür? Neden binlerce insanın arasından bir çift göz, bütün evrenin merkezine dönüşür?
Belki aşk, aklın yenilgisi değildir; aklın henüz keşfedemediği bir anlamın kalpte filizlenmesidir.
Fakat bil ki sevgilim, ben sana körü körüne bağlanmak istemiyorum. Gözlerim açık sevmek istiyorum seni. Yanlışlarını görebilecek kadar dürüst, farklılıklarına saygı duyabilecek kadar olgun, özgürlüğünü koruyabilecek kadar cesur...
Sana bir krallık vaat etmiyorum; kendi iç dünyamın en özgür yerinde sana ayrılmış bir gelecek sunuyorum.
Bırak, zaman bütün maskeleri indirsin. Bırak, hayat bizi kendi sınavlarından geçirsin. Ben seninle yalnızca baharı değil, sonbaharın düşünceli akşamlarını da yaşamak istiyorum.
Bir gün Ordu'nun denizi önümüzde uzanırken, çınarın yaprakları rüzgârla dans ederken sana Hamlet'in cevapsız sorularından söz edeceğim.
Sonra elini tutup diyeceğim ki:
Ben varoluşu yıllarca sorguladım, insanın neden yaşadığını, neden sevdiğini, neden bir ömrün içine başka bir ömrü sığdırmak istediğini...
Şimdi anlıyorum; bazı soruların cevabı bir cümle değildir, birlikte yaşanacak koca bir hayattır.
Olmak ya da olmamak değil artık meselem; seninle, birbirimizin özgürlüğünü incitmeden gerçekten var olabilmek.
Ve eğer hayat bir trajedi yazacaksa, ben o hikâyede sevgiyi kaybeden değil, bütün çelişkilerine rağmen sevmekten vazgeçmeyen insan olmak istiyorum.
Çünkü sevgilim, Hamlet ölümü düşünerek hayatı sorguladı; ben ise seni severek yaşamanın bütün ihtimallerini keşfettim.
To be, or not to be... Benim cevabım: Sevmek, ama aklımla; bağlanmak, ama özgürce; yaşamak, ama seninle aynı geleceğe inanarak.
Aşk
To be, or not to be...
Benim cevabım:
Sevmek, ama aklımla;
bağlanmak, ama özgürce;
yaşamak, ama seninle aynı geleceğe inanarak.
Aşk
İKİ DÜNYANIN BİRBİRİNE YAZDIĞI KADER
Seni sevmek, iki ayrı dünyanın aynı gökyüzüne kendi yıldızlarını çizmesi gibi...
Belki başka hayatların insanlarıydık, başka sokaklarda büyümüş, başka hikâyelerin içinde kaybolmuştuk. Fakat gözlerin gözlerime değdiği an geçmişin bütün mesafeleri anlamını yitirdi.
Ne adımızı koyabildiğimiz bir tesadüftü bu ne de kolayca açıklanabilecek bir karşılaşma. Sanki iki ayrı zaman, birbirini beklemeden aynı anda yaşlanmış ve sonunda aynı anda gençleşmişti.
Romeo, Juliet için dünyaya meydan okudu; ben senin için dünyayla savaşmak istemiyorum. Ben, dünyanın bütün gürültüsüne rağmen birbirimizi duyabileceğimiz bir sevgi kurmak istiyorum.
Ne ailelerin eski hesapları, ne insanların değişmeyen hükümleri, ne de başkalarının bizim adımıza yazdığı gelecek senaryoları belirlesin ömrümüzü.
Biz kendi hikâyemizi yazalım sevgilim. Kalemimiz tutku, mürekkebimiz cesaret olsun. Her sayfasında birbirimizi yeniden tanıyalım; birbirimizi sevmekten önce birbirimizi anlamayı öğrenelim.
Çünkü ben seni yalnızca kalbimin hızlandığı anlarda istemiyorum. Düşüncelerimin en karmaşık yerinde, kararlarımın en zor eşiğinde, hayatın bütün renkleri değişirken de yanımda görmek istiyorum.
Bir gece balkonunda buluşan Juliet gibi sana gizlice seslenmek değil niyetim; gündüzün aydınlığında, bütün dünyanın görebileceği kadar açık seninle yürümek istiyorum.
Birbirimize yasakların gölgesinde değil, özgürlüğün aydınlığında âşık olalım.
Bir gün Ordu'nun sahilinde, Karadeniz'in tuzlu rüzgârı yüzümüze dokunurken elini tutayım. Martılar gökyüzünde kendi hikâyelerini yazsın, çınarın yaprakları ayaklarımızın dibine düşsün.
O an sana şunu söyleyeyim:
Ben seni bir trajedinin kahramanı olmak için değil, mutlu sonun mümkün olduğunu birlikte kanıtlamak için sevdim.
Ne bir zehir sonlandırsın hikâyemizi ne de yarım kalmış bir mektup anlatsın sevgimizi. Bizim sonumuz, her sabah yeniden başlayan birbirine gönüllü iki insanın hikâyesi olsun.
Romeo ve Juliet aşkı uğruna dünyadan vazgeçti; ben seninle dünyadan vazgeçmeden dünyayı daha güzel yaşamayı istiyorum.
Çünkü benim gözümde aşk, iki insanın birbirine kavuşması kadar birbirinin geleceğine yakışabilmesidir.
Ve sevgilim...
Eğer Shakespeare bugün bizim hikâyemizi yazsaydı, perdenin son sahnesinde ölüm değil, iki insanın birbirine gülümseyerek yeni bir hayata başladığı bir sabah bulunurdu.
Perde kapanmasın. Aşkımız bir trajedinin son cümlesi değil, yüzyıllar sonra bile okunacak yeni bir başlangıcın ilk sözü olsun.
Aşk
Sevgilim...
Eğer Shakespeare bugün bizim hikâyemizi yazsaydı,
perdenin son sahnesinde ölüm değil,
iki insanın birbirine gülümseyerek
yeni bir hayata başladığı bir sabah bulunurdu.
Perde kapanmasın.
Aşkımız bir trajedinin son cümlesi değil,
yüzyıllar sonra bile okunacak
yeni bir başlangıcın ilk sözü olsun.
Aşk
Herkes sonsuz ihtimallerin içinde kendisini arıyor; ben kendimi aramayı bıraktım, çünkü kimi istediğimi buldum. Özgürlüğümden vazgeçmeden, aklımı susturmadan, duygularımı inkâr etmeden seni seçiyorum. Benim için aşk, seçeneklerin yokluğu değil; bütün seçenekler varken bir insanın yanında kalmayı istemenin bilinçli güzelliğidir. Bu yüzden arayışım yok, kararsızlığım yok. Bir insan var, bir de ona doğru yönelen bütün düşüncelerim. O insan sensin.
Aşk
Sen susunca ben sessizliğini dinliyorum...
Aşk
Ben seni bir trajedinin kahramanı olmak için değil,
mutlu sonun mümkün olduğunu
birlikte kanıtlamak için sevdim.
Aşk
Bir gün Ordu'nun sahilinde,
Karadeniz'in tuzlu rüzgârı yüzümüze dokunurken
elini tutayım.
Martılar gökyüzünde kendi hikâyelerini yazsın,
çınarın yaprakları ayaklarımızın dibine düşsün.
O an sana şunu söyleyeyim:
Ben seni bir trajedinin kahramanı olmak için değil,
mutlu sonun mümkün olduğunu
birlikte kanıtlamak için sevdim.
Ne bir zehir sonlandırsın hikâyemizi
ne de yarım kalmış bir mektup anlatsın sevgimizi.
Bizim sonumuz, her sabah yeniden başlayan
birbirine gönüllü iki insanın hikâyesi olsun.
Aşk
Biz kendi hikâyemizi yazalım sevgilim.
Kalemimiz tutku, mürekkebimiz cesaret olsun.
Her sayfasında birbirimizi yeniden tanıyalım;
birbirimizi sevmekten önce
birbirimizi anlamayı öğrenelim.
Çünkü ben seni yalnızca
kalbimin hızlandığı anlarda istemiyorum.
Düşüncelerimin en karmaşık yerinde,
kararlarımın en zor eşiğinde,
hayatın bütün renkleri değişirken de
yanımda görmek istiyorum.
Aşk
Seni sevmek,
iki ayrı dünyanın aynı gökyüzüne
kendi yıldızlarını çizmesi gibi...
Belki başka hayatların insanlarıydık,
başka sokaklarda büyümüş,
başka hikâyelerin içinde kaybolmuştuk.
Fakat gözlerin gözlerime değdiği an
geçmişin bütün mesafeleri anlamını yitirdi.
Ne adımızı koyabildiğimiz bir tesadüftü bu
ne de kolayca açıklanabilecek bir karşılaşma.
Sanki iki ayrı zaman,
birbirini beklemeden aynı anda yaşlanmış
ve sonunda aynı anda gençleşmişti.
Aşk
Hamlet, varlığın sırrını bir soruya sığdırmıştı.
Ben seni sevdikten sonra anladım;
bazı soruların cevabı akılda değil, insanın bütün varlığında saklıdır.
Sensiz yaşamak bir ihtimal,
seni sevmek ise bütün ihtimallerimi değiştiren bir mucize…
Aşk
Hamlet’in o meşhur varoluş sorgusunu aşkın cesaretiyle buluşturarak, daha felsefik, romantik, şiirsel ve edebî farklı versiyonlar hazırladım.
Aşk
Olmak ya da olmamak… Hamlet, yaşamın karşısında bu soruyla duruyordu. Ben ise seni tanıdıktan sonra başka bir ikileme düştüm: Seni hiç sevmemiş gibi yaşamak mı, yoksa seni sevmenin bütün bedellerini göze alarak yeniden doğmak mı?
Aşk
İnsan bazen varlığını sorgular, bazen de varlığına anlam veren şeyi… Hamlet, yaşamakla vazgeçmek arasında düşünüyordu. Benim meselem daha derin: Sensiz bir ömrün süresini mi seçmeliyim, yoksa seninle yaşamanın sonsuzluğa benzeyen ihtimalini mi?
Aşk
Olmak ya da olmamak… Bir düşüncenin iki uçurum arasında verdiği kadim mücadele. Benim kalbimse başka bir hükmün eşiğinde: Seni sevmeyerek eksiksiz görünmek mi, yoksa seni severken bütün ihtişamıyla savunmasız kalmak mı?
Aşk
Hamlet, yaşamaktan vazgeçmenin ağırlığını düşünüyordu. Ben ise seni sevmekten vazgeçmenin… Çünkü insan bazen korkularını yenerek yaşamaz; bir başkasını bütün kalbiyle severek yeniden cesaret bulur. Şimdi tek sorum var: Senden uzak bir ömür mü, yoksa sana kavuşmak uğruna göze alınmış binlerce fırtına mı?
Aşk
Olmak ya da olmamak, zihnin kendisiyle hesaplaşmasıdır. Sevmek ya da korkularına teslim olmak ise insanın kendi içindeki sınavı… Ben artık biliyorum: Bazen insan sevdiğini kaybetmekten değil, onu hiç yaşamamış olmanın pişmanlığından korkar.
Aşk
Hamlet, varlığın sırrını bir soruya sığdırmıştı. Ben seni sevdikten sonra anladım; bazı soruların cevabı akılda değil, insanın bütün varlığında saklıdır. Sensiz yaşamak bir ihtimal, seni sevmek ise bütün ihtimallerimi değiştiren bir mucize…
Aşk
Kayıt Tarihi : 7.11.2026 21:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!