Onsekiz Şubat, dünyamın yıkıldığı gece,
Anladım aldatıldığımı, hem de kahpece.
Aşk denen yalan, kapımı dostça çaldı,
Tozpempe gösterdi bana hayatı,
Elimde olan ne var sa hepsini aldı.
Yalnızlığa itildim, şiirlerim sırdaşım,
Ellerimin arasında cendereye girdi başım.
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




amcacım ne güzel de yazmışsın. Senin yolundan gidiyorum umarım senin kadar başarılı olurum. :)
aşk kaybetmez,güzel şiirinizi tebrik ediyorum.yüreğinize sağlık
Aşk dediğin laftır derler... Öyle değil işte... Aşk adamı bu hale getirebiliyor. Olsun o da bir öğrenme şeklidir.
Başka bir yol izledim
Yandı canım bir hayırsız yüzünden
Çöle düştüm mecnun oldum hüzünden
Çıkamadım vahasından düzünden
Gözyaşımı yüreğimde gizledim
Yana yana başka bir yol izledim
Halden hale döndüm yerde süründüm
Bir aşk için ne zillete büründüm
İçten yandım dıştan mutlu göründüm
Unutayım derken onu özledim
Yana yana başka bir yol izledim
Sevda zormuş ama bunu bilmedim
Bu dert ile hep ağladım gülmedim
Ferhat gibi koca bir dağ delmedim
Çöle kaçtım yokuşları düzledim
Yana yana başka bir yol izledim
Üşüyordum güneş beni yakarken
Serap gördüm ufuklara bakarken
Umut ettim göz yaşlarım akarken
Gelir diye hep yolunu gözledim
Yana yana başka bir yol izledim
Der Mikdatî unutmaya çalıştım
Yanmam artık ben ateşe alıştım
Kül olmuşum acılarla geliştim
Gönlümü aşk mangalında közledim
Yana yana başka bir yol izledim
Mikdat Bal
Asrınşairi**Abdulvahap altay**
Mardin
Bay, 35
09.04.2007 18:31
ya aşk sen nelere kadirsin,,dediğiniz gibi insan unutsada nefret etsede ,günün birinde karşılaştığında soğuk sular döktürüyor ....tebrikler şairim kaleminiz daim olsun
Bu yorumu eski sayfamdan buraya aktardım
Bahadır ÖZEN
Kahramanmaraş
15.04.2007 17:19
şiiriniz çok güzel bir anlatım kullanmışsınız insanı alıp götürüyor.insanın dagmeyen birini sevmesi zor olsa gerek.gönlünüze saglık saygılar
Bu yorumu eski sayfamdan buraya aktardım
Bu şiir ile ilgili 6 tane yorum bulunmakta