Gözlerimiz birbirinden kaçıyor.
“Artık, diye başlamak istemedim çünkü “artık” diye başlayan cümleler bir dönemin bittiğine, başlayan yeni dönemin de eskisinden farklı olduğuna ve olacağına işaret eder. Bu yeni süreç “artık” la başlamıştır. Biten, geçmiş döneme sığmayan, kelimenin gerçek manâsını da hatırlatan, “artık” duygulara, düşüncelere bulanmış bir bilinmezlik halini anlatır.
Artık, gözlerimiz birbirinden kaçıyor desem, gözlerimizin birbirinden kaçmaya devam edeceği bir süreci kabullenmiş gibi olacağımı vehmediyorum. Bu, “artık”la, “artık ellerimiz de birbirinden kaçıyor”, “artık seni hissetmiyorum”, “artık senin farkında olmak istemiyorum”, hatta “artık seni sevmiyorum” a kadar uzanacak, en alttaki kutuyu çekip, biriktirdiğimiz ve korumakla yükümlü olduğumuz piramidimizi yıkacak bir uğursuz hareketin başlayacağını düşünüyorum.
Bu piramidi oluşturan kutularda, çok özel antikalarımız var. Acılı, sancılı kimi zaman da neşe ile sevinçlerimizle oluşturduğumuz yalnızca ikimize ait, ilişkimize form kazandıran duyguların kutulanmış halleri. Piramidimize eklediğimiz yeni kutular da en az diğerleri kadar nadide parçaları koruyorlar. İncelikle dokunmalıyız, onlarda geleceğimize ait ümitlerimiz, hayallerimiz var. Biliyorsun kolay hazırlanmıyor bir kutu, içini doldururken emek istiyor, yerine koyarken dikkat istiyor, korurken de hepsini birden.
Bizi birbirimize mecbur eden çaresizliğimiz, alternatifsizliğimiz değil elbette. İkimiz için de daha kolay, daha az yorucu başka birileri bulunabilir ama eminim ki onlarla bundan daha iyisini yapamayız.
Hayatımda bir daha hiç kimseyle bu kadar emek harcanmış bu kadar zirveye yaklaşmış bir piramit oluşturamayacağım biliyorum. Korkularım bencilliğimden anlayacağın. Yeni biriyle yeni bir piramit için, sabrım yok, gücüm yok, isteğim yok. Olsa bile piramidin dününe malzeme olacak ortak bir geçmişim, kısaca zamanım yok. Gelecek için bile zamanım yok. Senin var mı?
Seni seviyorum.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




hüzünlü ama,kendini toparlamış bir farkındalılık ile
düşünceler açık seçik olarak dökülmüş satırlara.Zor olan,karşı taraftan alınacak cevaba gösterilecek cesaretin eksikliği hissediliyor,yazıya hüzün katan da bunu hissetmek olsa gerek.
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta