Sanki ezelden kalma bir hatıraydı
ve yalnızca biz yeniden hatırlıyorduk...
Ne zamana ait olduk
ne de dünyanın sınırlarına.
Torosların gölgesinde,
Akdeniz'in tuzlu nefesinde,
biraz mitoloji, biraz düş,
biraz da unutulmuş bir zamanın iziydik.
Bir yanımda dağların mistik hikayesi
gözlerinde Akdeniz'in
kimseye anlatmadığı mavisi...
bir yıldızın geceden ayrıldığı yerde
Sözlere ulaşmamış bir duanın
daha söylenmemiş ilk hâliydik
Gizemli bir sevda ülkesinin
Anlatılmamış masalından gelmiş gibiydik
denizin henüz mavi olmayı öğrenmediği
o ilk çağlardan beri
tanıyordum sanki seni
Yüreğinde dağların özgürlüğü,
gözlerinde Akdeniz’in rengi.
Belinde al kuşak,
saçlarında yelin izi,
üç telli sazın nağmelerinde
dile gelen bir sevda türküsüydük
İçimde Yörüklerin hiç dinmeyen göçü,
yüreğimde bitmeyen bir yolculuk…
Bütün yolların birbirine kavuştuğu
o görünmez menzilde
sanki hep seni arıyordum.
Belki bir kervanın ardında kalmış
eski bir şarkının nakaratında,
belki bir dağ yamacında
unutulmuş yorgun bir çobanın kavalında
adını bilmeden çağırıyordum seni.
Ne zaman sevdim, bilmiyorum.
Belki dünya henüz dönmeyi öğrenirken,
belki Torosların taşına
ilk yağmur düştüğünde..
çiçeğin güneşe yönelişi gibi öğrendim.
Ne bir başlangıcı vardı bunun
ne de sonu…
Side'nin mermer sütunları da unutulmuş
bir çağın sevdalarını taşıdığını.
Duvarlarına nakış nakış işlenmiş
kadim bir göçün çocuklarıydık belkide
Bin yıl geçse,
bin çağ dönse,
aynı gökyüzünün altında
yine birbirimizi arayacak,
belki yine
aynı dili konuşacaktık.
Kayıt Tarihi : 27.10.2026 12:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!