Ahmet Hanifoğlu, Adana'nın Seyhan ilçesinde dünyaya geldi. Şiir, roman, deneme ve düşünce yazıları kaleme alan Hanifoğlu, edebiyat yolculuğunu insanın iç dünyasını, aşkı, özlemi, varoluşu ve hakikat arayışını anlamlandırma çabası üzerine inşa etti.
Edebiyatın yalnızca kelimelerden ibaret olmadığına, insanın ruhuna dokunan bir anlam ve hakikat arayışı taşıdığına inanan yazar; eserlerinde tasavvufî düşünceyi, felsefî sorgulamaları ve insan psikolojisini edebî bir anlatımla buluşturur.
Şiirlerinde aşkı yalnızca beşerî bir duygu olarak deği ...
Bir gemi kalkacak olur rıhtımdan denize
Bu son sesleridir kornaların çaresizliğe
Ben iskelede beklerim hep aynı yerde
Gözlerim yollarda güzelliğine gebe.
Sancılı bekleyişler ne gelen var ne giden
Gemi çoktan yol aldı kayboldu denizden
Gözlerim aynı yerde akşamın ayındayım
Bugün de gelmeyeceksin bunun farkındayım.
Takvim yarına bıraktı sabahına kendini
Uzaktan duydum adımlarının sesini
Göründü ay gibi ufuklardan endamın,
Ne işi var yanında çirkin kibrit çöpü adamın.
Kimdi o adam ve neden elin onun elinde,
Bağırmak istedim fer kalmadı dilimde,
Bir bahar sabahı güz düşürdün içime,
Anlam veremedim bu talihsiz seçime.
Bir ateş yanıyor da yanışını görmedin,
Sen aşkın kadrini kıymetini bilmedin,
Bu kalkan son gemidir çığlıkları kornaların,
Sen yetiştiğini zannet çaresi yok sonraların.
Kapat ışıkları… gözlerin açık kalmış, yetiyor.
Buselerinde arıyorum aşkı; bilmiyorum, doğru yerde miyim?
Yüreğimin yanıklarında arıyorum; bilmiyorum, bulabilir miyim?
Oysa sen âşikârsın, çok benziyorsun.
Aslında gülsen bulacağım;
Fakat bırakma tebessümünü.
Bıraktığın, yüreğim olur; altı koca bir uçurum.
Sensizlik artırıyor ıstırabımı, ıstırap aşkımı.
Gözlerin cennetten kopmuş; dolaştıkça kaybeden büyük şehir…
Bu şehir, nefesinden yoksun; yitirmiş soluğunu.
Hem ne bilsin gül kokuna?
Teneffüs etmedikçe çekilmez bu hasret.
Çekilmiyor da zaten… çıldırıyorum.
Gökyüzü de çıldırıyor yokluğunda.
Bahar da çekildi, hem de en olması gereken zamanda.
Yağmur, sanki sen yoksun diye bu denli yağıyor.
Gök kubbenin gözü kurudu yaş damıtmaktan.
Haykıran şimşeklerin, yokluğunadır çığlıkları.
Rüzgâr başını döndürdü ağaçların;
Dökülen yapraklar şahit.
Tabiat viran olmuşken…
Bana “nasılsın?” diye sorma.
Ey yâr, sensizim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!